3 Ocak 2014 Cuma

Ne İbiza'ydı Ama!

Tarih 24 eylül. Yer Valencia Havalimanı.

Beni Valencia'dan İbiza'ya götürecek olan Ryanair'in 10:30 uçağındaki yerimi alıyorum...

Yeri gelmişken Ryanair'e bir dipnot açmak isterim onu tanımayanlar için. İrlanda merkezli bir havayolu şirketi olan firma, Türkiye'dekinin en az üçte bir fiyatına uçuş vaad ediyor gezginlere. Yaptığım uçuşlara (ki yirmiye yakın uçuş yaptım bu firmayla) 30 eurodan fazla verdiğimi hatırlamıyorum. Ama şunu da belirteyim ki yanınıza sadece bir kabin bagajı alabiliyorsunuz, fazlası ücrete tabi.

Reklamlar bitti.

Evet, Dünyanın en iyi 100 gece kulübü listesine ilk 20'den tam 5 mekan birden veren İbiza'ya; Tiesto gibi, Armin van Buuren gibi dünyanın en iyi djlerini her hafta ağırlayan İspanya'nın Balear Adaları'nın tatil cennetine varıyorum nihayet.* Heyecanlıyım. Daha oraya gitmeden birkaç gün önce, bir sene sonra Galatasaray'a transfer olacak olan Wesley Sneijder'in tatil için orada bulunduğu haberini okuyorum. (Evet biliyorum gereksiz bir ayrıntı.)

Havalimanından kalacağım hostelin bulunduğu yere beni götürecek olan otobüse biniyorum. İbiza beklediğim gibi değil. Ne bekliyorum? Hiç.

Aslında orada bulunma amacım üç günlük bir deniz tatili, başka bir şey değil, bakmayın öyle heyecanlı bir girizgah yaptığıma.

Otobüs yolculuğumun ilk dakikaları beni Tiesto afişleriyle karşılıyor. Diğerleri de takip ediyor. Ama yol oldukça sıkıcı. Orada olduğumu bilmesem Darende-Gürün karayolunda olduğumu düşünebilirdim. Yarım saati geçen bir yolculuğun ardından otobüsten iniyorum. Berbat bir hava, kasvetli bulutlar adanın her yanını sarmış, yağmur yağıyor, üstümde o hava koşullarına uyacak bir şey yok ve üşüyorum. Bir insanın İbiza'yla ilk karşılaşması böyle olmamalı...

Uzun uğraşlar sonucu kalacağım hosteli, Hostel Giramundo'yu buluyor ve odama yerleşiyorum. Biraz dinlendikten sonra çıkıp sahil kenarında dolaşıyorum. (Söylememe gerek yok, hostelim denize sıfır ve gecelik ücreti 15 euro.) Marketten yemek için mütevazı şeyler alıp hostele dönüyorum. Hava hala berbat. Böyle hayal etmemiştim.



İspanya günlerimin en sıkıcı gününü bitirmek üzere gece son bir gezinti yaptıktan sonra yatmak için tekrar dönüyorum hostele. Sabaha karşı saat 5 gibi bir çiftin sesiyle uyanıyorum. Dışarıdan geldikleri belli olan ve henüz bir önceki gün tanıştıklarını bildiğim biri Kanadalı, diğeri Amerikalı olan çift oldukça samimi. Nitekim gecenin geri kalanını odada uyuyan diğer üç adama (biri benim) aldırış etmeden "birlikte" geçiriyorlar. En sıkıcı günümde en ilginç anımı bana yaşattıklarını bilmeden...

Sonraki günler hava daha iyi neyseki. Ve denize girip istediğim gibi zaman geçirebiliyorum nihayet. Ve tabi çekilen onlarca resimler. Ama günlerim hala sıkıcı. Bir gece hayatı geleneğim de olmadığından sahilden hostele, hostelden sahile sakin, mütevazı bir üç gün geçiriyorum İbiza'da. Belki de tek olmanın verdiği bir handikap. Arkadaşlarla daha eğlenceli olacağı kesin.

Son günümde yaptığım klasik yürüyüşlerimden birinde bir ilginç anı daha ekliyorum anı defterime. Yürürken karşıdan genç bir kız gülerek geliyor. Ve yolun karşısına, yukarıya doğru bakıyor gülerek. Kız yanımdan geçtikten sonra, kızın baktığı yöne doğru bakıyorum ben de. Gördüğüm şey bir erkeğin hayatta en az görmek isteyeceği şey: Tamamen çıplak, telefonla konuşan bir erkek! Balkonda. Hayat işte. Her zaman görmek isteyeceği şeyler çıkartmıyor insanın karşısına.

Ertesi gün hostelimden ayrılıp İbiza Havalimanı'na doğru yol alıyorum. Sıradan bir tatil yaptığım ama bana çok ilginç (en azından bana göre) iki anı bahşeden bir yolculuğun daha sonuna geliyorum.
Sıradaki adresim, üçüncü kez Barcelona olacak. İbiza'dansa geriye bazı fotoğraf kareleri kalıyor.

Ne İbiza'ydı ama!






* Kaynak: http://galeri.haberturk.com/diger/galeri/426852-dunyanin-en-iyi-gece-kulubu-burasiymis

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Cittaslow (Yavaş Şehirler)

Her şeyin "hızlı" yaşandığı, çabuk tüketildiği, büyük bir koşturmaca ve hengâme içerisinde; sürekli tüketerek, iletişimden yoksun,...