13 Ocak 2014 Pazartesi

Araya Sıkışmış Bir Ülke: Andorra


İbiza'dan havalanmak üzere olan uçağım beni üçüncü kez Barcelona'ya götürmeye hazırlanıyor. İlk ikisinde olduğu kadar heyecanlı değilim haliyle. Görülmesi gereken yerleri imkanlarım dahilinde -hem de iki kere- görmüş ve artık sadece kafa dağıtmak için bir günlüğüne gelmiştim Barcelona'ya, o da geçiş noktası olarak kullanmak için.

İlk geldiğimde kaldığım hostelden, AWA Barcelona Hostel Apolo'dan yer ayırttım kendime bir kez daha. İlk gidişimde (Mart 2012) bedavadan biraz pahalıya; sadece 6 euroya, yani o zamanın parasıyla 15 liraya kalmıştım orada, bu sefer şartlar biraz daha ağır: tam 10 Euro!

27 eylül günü ulaştığım hostelime eşyalarımı bırakıp hava almak ve çok da özlemediğim Barcelona ile ayıp olmasın diye hasret gideriyormuş gibi yapmak için çıkıyorum dışarı. Hostelde hava almak çok mümkün değil zira. O yüzden ucuz zaten. Hava, su, kahvaltı vs dahil değil fiyata.

Zamanım ve maddi durumum kısıtlı olduğu için bu sefer Camp Nou, Sagrada Familia, Parc Güell gibi Barcelona klasiklerini görmeye niyetim yok. Şöyle bir bakınıp çıkacağım.

Üçüncü kez geliyorum ya, şehri avucumun içi gibi biliyorum ya illa bu sefer bilmediğim yerlerden gidip bir de böyle gezeyim diyorum ukalaca. Ama çok geçmeden kayboluyorum. Neyse ki elimde haritam var ve çok geçmeden şehrin en meşhur caddesi La Rambla'ya ulaşıyorum. Her zamanki gibi hareketli, her zamanki gibi cıvıl cıvıl ve eğlenceli.



Caddeyi boylu boyunca geçip, yolun sonuna, Kristof Kolomb Heykeli'ne geliyor ve oradan da limanı geçip Maremagnum Alışveriş Merkezi'nde alıyorum soluğu. Sanki çok param varmış da alacakmışım gibi. Ama kendimi aşıyorum ve 3 tane sırt çantası alıyorum Decimas mağazasından. Bilen bilir, şu mavi, yıldızlı çantam mesela onlardan biri.



Havayı da kararttıktan sonra geceyarısına doğru hostelime dönüyorum. Ertesi gün enteresan bi deneyim yaşayacağım zira. İspanya ile Fransa arasına sıkışmış kalmış, adını sadece Avrupa ve Dünya Futbol Şampiyonası Elemeleri'nde yedikleri gollerle duyuran, küçük ama bir o kadar da şirin, şirin ama harbiden çok küçük bir ülkeye yolculuk yapacağım. Andorra'ya!



                                                             *            *           *


Kuzey Barcelona Otogarı'na metroyla geliyorum. Hep yaptığım gibi erkenden oradayım. Otobüs siz beklemek zorunda değil ama siz onu beklemek zorundasınız. Kahve+kruvasan şeklindeki asimile olmuş bir Türk tarzında kahvaltı yapıp otobüsüme geçiyorum. Sponsorum her zamanki gibi ALSA. 3,5 saat sürmesi beklenen bir yolculuk, yaklaşık 3 saatlik bir serbest zaman ve tekrar 3,5 saatlik bir geri dönüş yolculuğu bekliyor beni. Günübirlik bir gezi yani. Yanlış hatırlamıyorsam gidiş-dönüş 48 euro tutuyor bilet ücreti (güncel fiyat 50.85 euro şu an). Andorra'ya gitmeden önce ora hakkında bildiğim tek şey İspanya ve Fransa arasında bulunduğu.



Haritaya dikkatli baktığınızda en üst kısımda FRANCE yazısının hemen altındaki minik yuvarlağı göreceksiniz üzerinde ANDORRA yazan. İşte bu kadar küçük bir ülke. Nüfusu 80 bin dolaylarında ve en çok konuşulan diller sırasıyla Katalanca, İspanyolca, Portekizce ve Fransızca.



Ülkedeki tek otogar yukarıda gördüğünüz. Geri plandaki dağlar ise ünlü Pireneler. Zaten etrafa her baktığınızda bu dağ sırasıyla bir şekilde göz göze geliyorsunuz. Ben gittiğimde yağmur yağıyordu. Her tarafı dağlar ve ormanlarla çevrili bir yer için sürpriz bir durum değil haliyle.



Andorra'da kağıt üzerinde 7 şehir/bölge var. Başkenti Andorra la Vella, Katalanca'da Eski Andorra demek. Bizdeki mantık. (Bilmeyenler için: Malatya'nın Battalgazi adı ile bilinen ve yakında merkez ilçe olacak olan en eski yerleşim yeri Eski Malatya olarak geçer) Şehir dediysem bizdeki kasaba büyüklüğünde şehirler. Benim bulunduğum yer de haliyle başkent. Ve Avrupa'nın en ucuza alışveriş yapılan ülkesi söylenene göre. İnsanlar İspanya'dan, Fransa'dan araçlarıyla gelip alışverişlerini yapıp araçlarını doldurarak geri dönüyorlar. Parası olmayana göre ise her yer gibi bura da pahalı. Fakir edebiyatı mode on.



Türkseniz ve hele ki Doğuluysanız, bir kruvasanla koca bir günü geçirmeniz mümkün değildir. Ben de soluğu Avrupa seyahatlerimin iki değişmez adresinden birinde, Mc Donald's'ta alıyorum. İyi ki kapitalizm var!



Son derece mütevazi bir menüyü midemle tanıştırdıktan sonra kısacık Andorra gezime devam ediyorum. Gezi dediysem sağlı sollu alışveriş merkezleri. Bizdeki AVM formatında da değil, daha çok iş hanı tarzında. Ama her marka var neredeyse. Orada da iki Türk (bir anne ve genç kızı) görüyorum, inanın her yerdeler! Devam...



Ülkenin (ya da şehrin) ortasından bir nehir (Valira nehri) geçiyor. İki yanı dağlarla çevrili, ortasından nehir geçen ülke Andorra. Yeşilin ve kahverenginin her tonu mevcut. Gerçekten şirin ve kafa dağıtmak için ve tabi alışveriş yapmak için gelinebilecek bir yer Andorra. Ama çok uzun tutmamakta da fayda var. Konaklama hayli pahalı ve çok fazla seçeneğiniz de yok zira.

En pahalı saatlerimi Andorra'da geçirdiğimi farkediyorum Barcelona'ya dönmek üzereyken. Dile kolay, orada geçirdiğim 3 saat için 60 euro civarı çıkmış cebimden. İyi para. Çok iyi para.


Bu eşsiz günden geriye bana kalan en tatlı anılardan biri de belki de bir daha hiç göremeyeceğim AND plakalı araçlar oluyor.






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Cittaslow (Yavaş Şehirler)

Her şeyin "hızlı" yaşandığı, çabuk tüketildiği, büyük bir koşturmaca ve hengâme içerisinde; sürekli tüketerek, iletişimden yoksun,...