13 Aralık 2013 Cuma

Valencia değil Balencia!

Valencia Havalimanı'na iniş yapıyoruz. Hosteli bulmam biraz zaman alacak. Verilen adres bilgisine göre metroda inmem gereken  Xátiva  istasyonunda iniyor ve otobüse bineceğim durağı aramaya koyuluyorum. Saat 22.45 civarı.


Valencia, İspanya'nın -Madrid ve Barcelona'dan sonra- üçüncü büyük şehri. Beni çok güzel karşılıyor. Etraf cıvıl cıvıl. Renkli ve insanlarla dolu. Bulunduğum yer şehrin merkezi. Muhteşem mimarisiyle tren garı ve az ilerisinde İspanya'nın hemen her şehrinde bulunan ve Plaza de Toros (Boğa Meydanı) olarak adlandırılan Arena var. Her zamanki gibi hayran olduğum İspanyol mimarisi burada da beni yalnız bırakmayacak anlaşılan.


Kendimi şehrin atmosferine kaptırmadan binmem gereken 5 numaralı otobüsü bulmak için aramaya koyuluyorum. Bana verilen bilgiye göre otobüsün yanda resmini paylaştığım tren garının önünden kalkması gerekiyor. Ama bu tamamen bakış açısına bağlı bir durum. Tren garının yaklaşık on farklı önü var. Otobüs duraklarındaki yolculara ve şoförlere soruyorum ve nihayet buluyorum beklemem gereken durağı.
Saat 22.58. Otobüs geliyor ve biniyorum nihayet. Öğreniyorum ki o otobüs, o geceki son otobüsmüş. Şans bazen benimle de olabiliyormuş.


Torres de Serranos durağında iniyor ve 5 dakika sonra kalacağım hosteli buluyorum. Her zamanki gibi çok şirin bir yer. Gecelik 12 euro ödüyorum. Ücretsiz bilgisayar-internet hizmeti de mevcut. Kahvaltı ne yazık ki dahil değil. Odama geçip biraz dinlenip soluğu dışarıda alıyorum.

Bulunduğum bölge Valencia'nın en turistik bölgesi. Eski mimari yapılar ve yerleşim yerleri hostelime birkaç dakika yürüme mesafesinde. Valencia Katedrali, Micalet Kulesi, Basilica de la Virgen bunlardan bazıları.

Ben bu eserlerle ilgilenmeyip çevredeki diğer yüzlerce insanın yaptığı gibi meydanda bulunan kaldırımlarda oturup etrafı seyre dalıyorum. Farklı milletlerden, farklı inançlara sahip, farklı yüzlere sahip insanları inceleyip onların nasıl bir hayata sahip olduklarına dair kendimce tahminler yapıyorum. Hep yaptığım gibi. Ancak bu sefer tam konsantre olamıyorum. Nedenini yazımın sonunda paylaştığım birkaç saniyelik videoda göreceksiniz.

Bir müddet daha gecenin tadını çıkarıp hostelime dönüyorum.

Ertesi gün kahvaltımı yapıp tekrar düşüyorum yollara. Şehrin geri kalanını keşif zamanı!

Ancak elime aldığım şehir haritasında farkediyorum ki Valencia'da görülmesi gereken hemen her yeri dün gece zaten görmüşüm. Bir de gündüz gözüyle görmekten zarar gelmez diyerekten tekrar dün geceki mekanımı mesken tutuyor, kendi kendime resimler çekip zaman geçiriyorum.


                                    (Fotoğraf makinesinin durduğu yerin bir çöp kutusu olduğunu belirtmekte fayda var.)

Artık gitmem gereken yeni bir durak var: "Ciudad de las Artes y las Ciencias". Yani "Sanat ve Bilim Şehri". Kendisi Valencia'nın en önemli turizm merkezi. Eğlence amaçlı dizayn edilmiş bilimsel, kültürel, mimari bir kompleks. Valencia'ya gidip de görmeden dönülmemesi gereken bir yer. Şahane doğası, alışılmadık post-modern mimari yapılarıyla göz kamaştırıyor. Hakkında daha fazla şey öğrenmek isteyenler arama motorlarına ismini yazabilir tabi. Ben bir resim paylaşmakla yetineceğim burada zira.


                                                                  (L'Hemisfèric)



Valencia'daki iki günümü de böylelikle sonlandırmak üzere hostelime dönüyorum. Sıradaki durağım İbiza olacak. İspanya'da gördüğüm yedinci şehir olan Valencia'yı da en az diğerleri kadar sevmem İspanya'nın her şehrinin bu denli güzel olduğu düşüncesi uyandırıyor bende.

Yatmadan önce aslında Granada'dayken öğrenmiş olduğum ancak Valencia'da olduğum süre zarfında pek de aklıma gelmeyen bir şeyi hatırlıyorum:

Valencia; aslında Valencia değil, Balencia!*



*İspanyolca'da V harfi genelde B olarak okunur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Cittaslow (Yavaş Şehirler)

Her şeyin "hızlı" yaşandığı, çabuk tüketildiği, büyük bir koşturmaca ve hengâme içerisinde; sürekli tüketerek, iletişimden yoksun,...