28 Kasım 2013 Perşembe

Flamenkolu Bir Veda: Elveda Granada

Granada'da okulumdaki son haftamı yeni arkadaşlarımla geçirip son fotoğrafımızı çektirdikten sonra değerli hocam Montse'yle vedalaşıp onun iyi dileklerini alıp artık Granada'ya veda etmek üzere çantamı hazırlamak için odama çıkıyorum.

Tek bir sırt çantam var yanımda. Yapacak çok iş yok. Diğer çantamı gelirken Madrid Barajas Havalimanı'nda kaybettiğimi söylemiştim. Yola ertesi gün, yani 22 eylül cumartesi günü çıkacak olmama rağmen çantamı bir gün önceden hazırlıyorum. Ve Granada'da son bir gece geçirmek için kendimi yollara atıyorum.

İspanya'ya, bilhassa Andalucia'ya gelmişken Flamenko gösterisi izlemeden gitmenin doğru olmayacağını düşündüğümden günler öncesinden o gecemi, son gecemi Flamenko gösterisi izlemek için ayırmıştım. Ve nihayet bu isteğimi yerine getirmek için soluğu Le Chien Andalou adlı bir mekanda alıyorum. Küçük ama şirin bir mekan. Ve hayli popüler. (Boş ve aydınlık hali aşağıda.)


 


Söylememe gerek yok, orada da tek yalnız benim. Ama mutluyum. Bu heyecanı yaşamayı hayli zamandır istiyordum zira. Bir saatlik bir bekleyişin ardından nihayet dansçı ve müzisyenler sahneye çıkıyor. Duyduğunuz ilk anda "bu adam kesin İspanyol" diyeceğiniz bir sesi var solistin. Tüm vücudunun sadece gırtlaktan oluştuğuna bahse girebilirsiniz. Birkaç içli şarkının ardından dansçımız nihayet sahneye çıkıyor. Yolda karşılaşsam, bu kadın kesin Flamenko dansçısıdır derdim herhalde. Yaratıldıktan sonra kulağına bir ses "dünyaya git ve Flamenko oyna" diye fısıldamış sanki kadının kulağına. Bu iş için yaratıldığı besbelli. Sizin için üşenmedim, internetten resmini buldum. Çok belli olmasa da idare etmenizi temenni ediyorum.
 

Bunları yazarken gırtlak adamı da bulabilir miyim acaba diye düşündüm ve onu da buldum. Yukarıda bahsettiğim gırtlak adam da aşağıdaki amcamız:



Gözlerindeki gırtlağı sizler de görebiliyorsunuz öyle değil mi?

İşte bu amcamızın söylediği birlerce içli şarkının ardından sahneye çıkan yukarıda resmini gördüğünüz ablamız kelimenin tam anlamıyla döktürdü.

Hayatında ilk kez canlı Flamenko gösterisi izleyen bir insan olarak hayretler içinde kaldım desem mübalağa etmiş olmam.

Ayakların ritmi, temposu, uyumu, hızı... İnanılır gibi değil gerçekten. Flamenko dünya üzerindeki en zor danstır herhalde diye düşünmeden edemedim. Belki dansa olan uzaklığımdan kaynaklanmıştır bu düşüncem. Ama yine de sanmıyorum herkesin üstesinden gelebileceği bir dans türü olduğunu. Ayaklarını sadece yürümek için kullanan bendenize göre Flamenko yapmak imkansızdan da öte bir şey olsa gerek zira. Neyse, yapabilen varsa buyursun yapsın, ben izlemekten öteye geçemem.


Yarım saatlik Flamenko şovunun ardından verilen yarım saatlik arada çıkıp biraz yürüyüş yapıp geliyorum. Herkesin elinde bir içki bardağı ya da tapas tabağı olması beni de bir şeyler almaya itiyor. Ve içim kan ağlaya ağlaya iki buçuk euroya bir şişe coca cola alıyorum, hani şu 200 milim olandan. O zamana kadarki en lüks harcamam diyebilirim. Ama bu gece Granada'daki son gecem. Bir kolanın lafını edecek değilim ya.

Verilen aranın ardından yaklaşık yarım saat daha dans gösterisi oluyor eşsiz İspanyol müziği eşliğinde ve gecemiz nihayete eriyor. Benim kısıtlı imkanlarımla çektiğim üç beş resim kalırken geriye, orada tanıştığım Rus bir çiftin sürekli video çekimi yaptıklarını görüyorum. Yanlarına gidip, önce tanışıp ardından mail adresimi verip çektikleri videoları bana gönderip gönderemeyeceklerini soruyorum. Büyük bir memnuniyetle gönderebileceklerini söyleyip gülücük komasına sokuyorlar beni. Ancak olayın üstünden 14 ay geçmesine rağmen henüz o Rus çiftten haber alamadığımı üzülerek belirtmek istiyorum.

Sağlık olsun.

Granada'daki son gecemi noktalamak üzere odama dönüyorum. Ertesi gün İspanya iç turizmine katkı yapmaya başlayacağım on günlük programımın ilk günü olacak. İçimde buruk bir heyecan.


Nasıl geçti habersiz, o güzelim günlerim  düşünceleri eşliğinde duvarla bakışıp Granada'daki dört haftalık programımın ne de çabuk geçtiğini düşünerek hayıflanıyorum. Doymadım, doyamadım diyorum Granada'ya, ama yapacak bir şey yok. Çaresiz, içimdeki çocuk Granada'daki son uykusuna dalıyor nihayet...

Başka şehirlerde, başka sabahlara uyanmak üzere...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Cittaslow (Yavaş Şehirler)

Her şeyin "hızlı" yaşandığı, çabuk tüketildiği, büyük bir koşturmaca ve hengâme içerisinde; sürekli tüketerek, iletişimden yoksun,...