16 Ekim 2013 Çarşamba

Bir Endülüs Şaheseri : Alhambra

Bundan yaklaşık bir yıl önce -15 eylülde- bir haftasonu gezisine daha yola çıkmak üzere rotamı belirlemiştim: Sevilla! Bir gün önceden ulaşım sponsorum olan ALSA'nın sitesinden gitmeyi düşündüğüm otobüs için yer baktığımda birkaç kişilik yer olmasına rağmen sabah otogara gittiğimde beni büyük bir sürpriz bekliyordu.

Otobüste yer yoktu.

İki gecelik hostel rezervasyonu da yaptırmış olmama rağmen Sevilla'ya gidemeyecektim. Zira bir sonraki otobüsle gitmek benim tüm gezi planlarımı alt üst edecek ve Sevilla gezimden bir tat alamayacaktım. Ve ne yazık ki Andalucia'nın en büyük şehri olan Sevilla'yı, Endülüs'ün İşbiliye'sini göremeyecektim.

Hemen oracıkta B ve C planlarını yapıyorum.

B planına göre Andalucia'nın bir diğer şehri Almeria'ya; C planına göre ise Avrupa'nın en çok ziyaret edilen ikinci yapısı olduğunu öğrendiğim Granada'nın göz bebeği Alhambra Sarayı'na gitmek var aklımda. İkinci seçenek daha cazip geliyor ve hemen oradan ayrılıp otobüse atlayıp şehir merkezine geri dönüyorum.

Granada'nın o eşsiz sokaklarından geçip, Alhambra'ya çıkan yokuşu tırmanarak oraya ulaşmak üzere yürümeye başlıyorum. Aşağıdaki resim, Alhambra'ya yürüyerek çıkacaklar için nasıl bir ortamın sizi beklediğinin habercisi adeta. (Kızları kastetmiyorum tabi.)



Alhambra'ya girmek gerçekten zor bir olay. Giriş ücreti 13 euro, yani yaklaşık 35 lira; ancak paranız olsa da giremeyebiliyormuşsunuz. En azından bana söylenenler bu yöndeydi. Ben de bir yandan yürüyüp bir yandan acaba bilet bulabilir miyim yoksa haftasonum heba mı olacak düşüncesiyle hedefe doğru ilerlerken bir anda soluğu Alhambra'nın giriş kapısında alıyorum.



Saat daha sabahın 10'u bile değilken inanılmaz bir insan yoğunluğu var (Aşağıdaki resim, o anı göstermiyor, sadece temsili bir resim). Bu durum tedirginliğimi artırıyor haliyle. Oradaki insanların bulunduğu sıraya girmek yerine şansımı makinelerden yana denemek istiyorum. Ve çok kısa bir süre içerisinde giriş biletimi makineden kredi kartı ile alıyorum.



Ancak bileti almış olmam demek hemen o an giriş yapabileceğim anlamına da gelmiyor. Biletin üzerinde yazan saatte girebiliyorsunuz içeri ancak. Ve benim biletimin üzerinde yazan saat ise 14.30. Yani dört-beş saat beklemek suretiyle içeri girebileceğim. Aradaki zamanı tekrar şehre inip kahvaltı yaparak geçirmeye karar veriyorum. Şirin bir pastanede bir kruvasan ve espresoyla kahvaltımı yapıyorum.

Kalan vaktimi de evimde geçiriyor ve yeniden Alhambra'nın yolunu tutuyorum.

Tekrar geldiğimde karşılaştığım manzara, bıraktığımdan farklı değil. Aynı kalabalık fazlasıyla var belki. Biletimle beraber kapıdan giriyor ve Alhambra'nın büyülü atmosferine giriş yapıyorum nihayet. Yılların özlemini yaşıyorum içimde. Görmeden sevdiğim, aşık olduğum bir yer Alhambra. Granada'ya olan aşkımla aynı yaştadır buraya olan aşkım da. İkisi birbirinden ayrı düşünülemez zira.

Yolculuğum Alhambra'nın cenneti andıran bahçeleriyle başlıyor. Her yer yeşil, her yer ağaç, her yer çiçek; kısacası her yer doğa. Generalife diyorlar Alhambra'nın bu eşsiz bahçelerine. Şahane bir atmosferi var buranın. Yaklaşık yedi asırlık bir de tarihi. Cennet diye bir yerin  gerçekten var olduğuna inanıyorsunuz burada aldığınız her nefeste.



Diğer her yerde olduğu gibi burada da ortamın en yalnızı yine benim. İçinde benim de olduğum fotoğraf karesi sayısı azdır. Yalnızlığın en kötü yanı da budur seyahatlerde. İnsanların gözlerinin içine bakar ve gözlerinizi bir kedi masumiyetiyle dikersiniz üzerlerine, sonra en kibar tavrınızı takınıp fotoğrafınızı çekip çekemeyeceklerini sorarsanız. Tabi bunu üst üste ne kadar yaparsınız, o size kalmış.

Keyifli ve bir o kadar da yorucu Generalife gezintisinin ardından sırasıyla Alhambra'nın diğer bölümlerini de geziyorum. İlk önce Alcazaba'yı, yani "Kale"yi gezip muhteşem bir Albaicin manzarasının tadını çıkarıyorum.

 
 
Yaklaşık yarım saat kadar Alcazaba'nın tadını çıkarıp, biraz dinlenip soluğu Palacios Nazaries'te (Nasri Sarayı) alıyorum. Nasri'ler olarak da bilinen ve 1238-1492 yılları arasında Granada Krallığı'nı yöneten bu Müslüman hanedanlığın yönetimleri süresince yaşadığı şaşalı bir saray. Granada'nın her yerinde görebileceğiniz hediyelik eşya dükkanlarında satılan kartpostallarda kendine en çok yer edinen, Alhambra'nın da en çok ziyaret edilen yerlerinden Patio de los Leones (Aslanlı Avlu) ve bu meydanın tam ortasında bulunan Fuente de los Leones (Aslanlı Çeşme) bu sarayın içerisinde bulunuyor. (Burada 4 numaralı pozum için birinden rica ediyorum yine)

 
 

Bu sarayın ihtişamını anlatmak ne yazık ki benim harcım değil. O yüzden lafı çok fazla uzatmıyor ve bu yazımı son bir resimle noktalıyorum.

(Resim wikipedia'dan  alınmış olup V.Karl (Şarlken) Saray avlusunun panoramik görüntüsüdür.)







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Cittaslow (Yavaş Şehirler)

Her şeyin "hızlı" yaşandığı, çabuk tüketildiği, büyük bir koşturmaca ve hengâme içerisinde; sürekli tüketerek, iletişimden yoksun,...