30 Ağustos 2013 Cuma

Mezquita-catedral de Córdoba

Cordoba'da bir cumartesi sabahına uyanıyorum.

Odada beş farklı dilde nefes alıp veren insanların sesleri eşliğinde...

Kahvaltımı yapıp üstümü giyiyor ve yola çıkıyorum. Gideceğim yer belli: Mezquita-Catedral de Cordoba, yani Türkçe'de bilinen adıyla Kurtuba Camii!





İbadethanelere karşı hep özel bir ilgim olagelmiştir; camii, kilise, sinagog hiç fark etmez, inanan insanların inandıklarının huzuruna çıkıp huzur aramaları ve bu huzuru aradıkları mekanların görüntüsü, mimari yapısı hep ilgimi çekmiştir. Bu nedenle gittiğim her yerde ilk ziyaret ettiğim yerler ya bir Camii olmuştur, ya bir kilise. Henüz sinagog göremedim ne yazık ki!

Bir önceki gün Kurtuba Camii'nin nerede olduğunu öğrenmiş olduğumdan, oraya gitmek için özel bir çaba göstermiyorum; adımlarım beni nereye götüreceklerini iyi biliyorlar.

Ve görevlerini tamamlıyor adımlarım. Kurtuba Camii'nin avlusuna giriyorum.



Benim için çok değerli bir an. İspanya'ya dair en çok görmek istediğim iki şaheserden biri karşımda tüm heybetiyle duruyor! Ve birkaç dakika sonra oranın içinde olacağım! Bilet gişesine doğru gidip 8 euro karşılığında biletimi alıp yukarıdaki resimde gördüğünüz giriş kapısına doğru yöneliyorum. Daha önce kitaplardan, internetten gördüğüm o meşhur duvarlar, kolonlar artık karşımda duruyor. Eşi benzeri olmayan bir mutluluk anı...


Mütevazı kameram elimde, gördüğüm her yeri çekmeye çalışıyorum. Ama çok geçmeden çektiğim her yerin, kameramdaki her resmin aynı olduğunu idrak ediyorum. Her yer birbiriyle o kadar aynı ve o kadar güzel ki!

Daha önce hiç, bir yeri görmek için bu kadar para harcamamıştım; dile kolay tam 8 euro veriyorum! 8 günlük yemek param neredeyse! Ama değiyor. O ortamda bulunup, o havayı teneffüs etmek için 8 euro normal bir meblağ.

Neyse.

Camiinin içerisinde yine takdir edersiniz ki dünyanın çeşitli yerlerinden gelen onlarca insan var. Ve hepsinin ellerinde birer fotoğrafa makinesi. Ve tabi benim de. Ama çekecek kimsem yok, ve çektirecek. O yüzden yukarıdaki gibi onlarca resim çekmekle geçiriyorum zamanımı. Arada yaslanıp kolonlardan birine, insanları seyrediyorum; yüzlerindeki tebessümleri, orada olmaktan duydukları memnuniyeti, mutluluğu. Zamanım bol. Bir süre daha orada bulunmanın tadını çıkarıyor ve ayrılmaya yakın genç bir bayandan resmimi çekmesini istiyor ve en kısa zamanda bir kez daha görüşebilmek ümidiyle vedalaşıyorum Kurtuba Camii ile.

 
 
 
Geri kalan zamanlarımı Cordoba şehir merkezinde gezerek geçiriyorum. 12-13 yaşlarında kilo bakımından hallice bir erkek çocuğu buluyor ve nasılsa biliyordur diyerek yakında bir Mc Donald's olup olmadığını soruyorum. Hem konuşarak hem vücut dilini konuşturarak anlatıyor bana. Teşekkür edip bana gösterdiği adresin doğru olmasını ümit ederek yürüyor ve az sonra Mc Donald's Drive şubesini buluyorum. Karnım doyduğuna göre artık hostelime geçip günü noktalayabilirim.
 
 
Ertesi gün bir pazar günü. Güne erken başlıyorum. Ancak her yer o kadar boş ki! Bütün dükkanlar kapalı, dışarıda hiç kimse yok, su satın alacağım bir yer dahi bulamıyorum. Artık gitsem iyi olacak....

Otogara geliyorum. Daha önceden almış olduğum, saat 15.00'te kalkacak otobüsümün biletini 13.30'ta kalkacak olanla değiştiriyorum, 1.5 euroluk ceza karşılığında. Ve Cordoba maceramı noktalıyorum.
 
 
 
Ve Granada yollarına düşüyorum yeniden...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Cittaslow (Yavaş Şehirler)

Her şeyin "hızlı" yaşandığı, çabuk tüketildiği, büyük bir koşturmaca ve hengâme içerisinde; sürekli tüketerek, iletişimden yoksun,...