13 Ağustos 2013 Salı

Üçüncü Durak: Cordoba

(Namazı bitiriyoruz.Kalan rekatları herkes kendi mezhebince, onlarca farklı şekilde kılıyor.

Neden tüm dünyada geçerli tek tip bir namaz kılma şekli yok diye düşünüyorum. Cevap bulamıyorum. Namazdan sonra imamla sohbet edenler, elini öpenler oluyor.

Ben de kalan rekatları kendimce kılıp Camii'den ayrılıyorum. Güzergâh yine aynı: Gran Via Caddesi'ne gidip 3 yahut 33 numaralı otobüslerden birini bekleyip otogara gitmek.

Otogara geliyor, biletimi alıyor ve yola koyuluyorum.

İstikamet Cordoba!  )    



demiştik en son.



Granada Otogarı yine beni bekler.

Çantamda bir iki yedek tişört, şarj aletleri ve kameram dışında bir de yıllardır Cordoba'ya dair biriktirdiğim hayallerim dışında bir şey yok.

Cordoba, Granada ile birlikte -nedendir bilmem- benim için hep özel bi yere sahip olmuştur. Granada'da olmasam büyük ihtimalle Cordoba'da olurdum. Nedenini bilmediğimi söyledim ancak yine Endülüs egemenliğinin hüküm sürdüğü toprakların başında geliyor olmasından olsa gerek.

Granada çevreyolunun hiçbir albenisi yok. Malaga'ya da gitseniz, Cordoba'ya, Sevilla'ya da gitseniz hiçbir amacı olmayan, sadece yoldan oluşan bir çevreyolu göreceksiniz. O nedenle yolculuğun en iyi şekilde geçmesi için -hele ki benim gibi boyunuz normalin biraz üzerindeyse- iki kişilik koltuğa tek başınıza hükmetmeniz gerekecektir.

Diğer yolculuklarım gibi, burada da bu amacımı gerçekleştirmiş olmanın tadını çıkarıyorum. Zira biletimi, otobüs hareket etmeden beş dakika önce makineden koltuğumu seçerek almıştım. Ve yine her zamanki gibi en arka sıralardan. Alışkanlık.

İki saat süren yolculuğumun ardından nihayet hayallerimi yıllar öncesinden süslemeye başlayan iki şehirden birine, Cordoba'ya geliyorum. Her zamanki gibi önceden hostel rezervasyonu yapmış olduğumu söylememe gerek yok. Otogarın hemen dışındaki otobüs durağında binmem gereken otobüsü bekliyorum. Otobüs geliyor, şoföre 1.30 verip geçiyorum yerime. İnmem gereken durağı iyi takip etmem lazım.

İniyorum. Hava inanılmaz sıcak. Kendimi birbiriyle kesişen işlek caddelerin ortasında buluyorum. Sanırım yanlış yerde indim. Biraz daha yürüdükten sonra burnuma tarih kokusu gelmeye başlıyor. Aslında doğru yerde inmiş olduğumu anlıyorum.





Yukarıdaki resim Alcazar de los Reyes Cristianos'a ait. Bir nevi kraliyet sarayı yani. Tesadüfen bulduğum bu yapının geçmişi yaklaşık bin yıl kadar. Keşke rastlantı eseri karşılaştığım her yapı bu kadar değerli olsa!

Alcazar'ın kapısından içeri bir bilinmeze doğru yürüyorum. Cordoba'ya gelip de görmeden gitmemem gereken bir yer var bildiğim. O da bir zamanların Kurtuba Camii, şimdinin Cordoba Katedrali olan eşsiz yapı. Hani şu İspanyol yazar Falcones'in güzide romanının Türkçe baskısının kapağında yer alan muhteşem eser!

Katedral dedim ama haksızlık etmeyeyim çünkü İspanya'nın en çok turist çeken yerlerinden biri olan bu tarihi yapının resmi adı Mezquita-Catedral de Cordoba, yani Cordoba Camii-Katedrali. Yani İspanyollar Reconquista'dan (İspanya'nın Müslümanların elinden Hristiyanlar tarafından yeniden alınmasına verilen isim) sonra o kadar da acımasız olmamışlar gördüğüm kadarıyla. Belki de olmuşlardır, kim bilir...


Asıl hedef Cordoba Camii idi ancak acelem yoktu. Saray kapısından eski Cordoba'ya giriyor ve gezmeye başlıyorum. Zaten Camii'nin nerede olduğuyla alakalı da en ufak bir fikrim yok. Vaktim var. Tarihin derinliklerine doğru kısa bir yolculuğa çıkıyorum.

Bir saat kadar tarih kokusu eşliğinde gerçekleştirdiğim yürüyüşümün ilk ayağını kalacağım hosteli bulana kadar sürdürüyorum. Hostel hem şehir merkezinin içinde, hem de Camii'ye birkaç dakika yürüme mesafesinde. O yüzden bulmak çok zor olmuyor. Kalacağım odaya yerleşiyorum. Odada yine her zamanki gibi bir çekik gözlü var. Muhtemelen Japon'dur, ya da Güney Koreli. En çok onlarla karşılaşıyorum çünkü. Bir saat kadar yatağıma uzanıp dinlenmeye çekiliyorum. Derken dışarıdan gelen bir sesle henüz uyumadığım uykumdan uyanıyorum. Duyduğum ses ise ezan sesi!

Evet Endülüs, İslam uygarlığının bir zamanlar hüküm sürdüğü yerlerdi ve evet o uygarlığın en büyük Camii bu şehirdeydi ama ezan sesi duymayı beklemiyordum doğrusu. Nitekim Granada'da aktif olarak açık durumda bulunan Granada Camii'nde bile ezan sesinin dışarıya verilmediğini, içeriden okunduğunu belirtmiştim daha önce. Sesi duyar duymaz üstüme bir şeyler giyip dışarı çıkıyorum, sesin geldiği yeri bulabilmek için. Aklıma gelen ilk yer tabi Cordoba Camii oluyor ama oranın kapısına kadar varmama rağmen sesin kaynağını orada bulamıyorum. Ezan da bitiyor zaten.
Hayal kırıklığı!

Saat akşam 8.30 suları. Cordoba Camii'nin kapısındayım. Ezan sesini orada bulamadım ancak başka bir ses keşfettim: Ney sesi! Camiinin o devasa avlusunda -ya da içeride, emin değilim- tasavvuf müziğini andıran bir müzik sesi geliyor. Bu turistler için eşsiz bir müzik dinletisi. Çok da rağbet görüyor. Ama cüzdanım beni oraya girmekten alıkoyuyor!

Son yarım saat içinde duyduklarım yüzümde bir gülümseme oluşmasına vesile oluyor. Ve yürümeye devam ediyorum. Akşam gezmesi de denilebilir. Yüzlerce, binlerce insan benimle aynı şeyi yapıyor, yürüyor. Ve benimle aynı güzergahta yürüyen insanlar biraz sonra benim de karşılaşacağm müthiş manzarayla karşılaşıyor.



Arka planda görülen yapı Cordoba Camii'nden başkası değil! Nehir, köprü ve camii; ya da katedral, adı her ne olursa olsun saygı duyulmayı hak eden harika bir eser. Ertesi gün bu Camii'nin içinde olacak olmanın heyecanıyla bulunduğum noktadan köprüyü tekrar geçip oraya doğru yeniden yürüyor ve bir süre kaldırımda oturan insanlara eşlik edip onlarla beraber oturuyor; etrafı, insanları seyredip saat gece yarısına doğru gelmeye yakın hostelime dönüyorum.

Ertesi günün hayaliyle...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Cittaslow (Yavaş Şehirler)

Her şeyin "hızlı" yaşandığı, çabuk tüketildiği, büyük bir koşturmaca ve hengâme içerisinde; sürekli tüketerek, iletişimden yoksun,...