22 Temmuz 2013 Pazartesi

Endülüs'te İkinci Durak: Malaga

Gran Via caddesinde yine 33 numaralı otobüsü bekliyorum. Gelmeyince kendimi 3 numaraya atıyorum. Otobüs tenha yine, birkaç kişi var sadece. On dakika sonra otogardayım.

Önceden bilet almamıştım. Otogarda ALSA firmasının daha önce bahsettiğim bilet makinelerine güveniyorum. Yanlış hatırlamıyorsam 16.00 otobüsüne en arkalardan 10 euroya biletimi alıyorum. Yanıma kimse oturmasın, rahat rahat ikili koltuğa hükmedebileyim diye. Kolay değil 1.90'lık bir adamın tekli koltukta rahat etmesi. Türkiye'deki kadar konforlu da değil otobüsler ayrıca.

Otobüs her ALSA otobüsü gibi kalkıştan yaklaşık on dakika kadar önce yanaşıyor perona. Tesettürlü bir bayan, kocası ve çocukları dikkatimi çekiyor. Üç dört yaşlarında bir kız çocuğu. Bakışlarımla ona ne kadar sevimli olduğunu anlatmaya çalışıyor, ilgimi belli ediyorum. Gözlerimle ve yüzümdeki diğer uzuvlarla şaklabanlık yapıyorum onu güldürmek için.

Gülüyor.

Otobüse binerken son kez bir göz kırpmayı da ihmal etmiyorum, bakıştığım her çocuğa yaptığım gibi. Bir daha görüşmemek üzere vedalaşıyoruz.

İki saat civarı sürmesi beklenen yolculuğumuz başlıyor.

Granada-Malaga yol güzergahı, bilen bilir, Gürün-Malatya yol güzergahı ile yarışacak derecede sıkıcıdır. (Bilmeyenler için söyleyeyim, Gürün-Malatya güzergahı, bir yolcunun gidebileceği en sıkıcı yoldur. Yol boyunca hiçbir şey görmediğiniz gibi, zamanın da size inat, adeta durduğu, işlemediği yaklaşık iki saatlik bir süreç.) Hayatta tecrübe ettiğiniz en sıkıcı şeyi düşünün.

Hah, işte ondan daha sıkıcı.

Böyle benzer sıkıcılıkta bir iki saatlik yolculuğun ardından nihayet Malaga şehir merkezine giriş yapar gibi oluyoruz. Binaların yoğunluğu söylüyor bunu. Şehrin içine girdiğimizi düşündükten yaklaşık yirmi dakika sonra Malaga Otogarı'na geliyoruz.

Heyecanlıyım. Mutluyum.

Elimde yine önceden rezervasyon yaptırdığım hostelin adresi ve oraya nasıl gideceğime dair ufak bilgilerin olduğu bir kağıt parçacığıyla otogarın hemen dışarısındaki şehir içi otobüs durağına geliyorum. Durakta otobüs hatları, gittikleri güzergahlar ve durak isimleri mevcut. Ancak elimdeki notta ineceğim durağın ismini, binmem gereken otobüs hattında bulamıyorum.

O an, yardımıma seksen yaşlarında, görüp görebileceğim en konuşkan, en yardımsever, en sempatik Malaga'lı yetişiyor. Durak ismini gösterip nasıl, hangi otobüsle gidebileceğimi soruyorum o an adının Alberto olduğunu hayal ettiğim amcaya. Küçükken izlediğim Kolombiya dizilerinden bir Peder Alberto karakterini hatırlatıyor bana. Evet, adını Alberto koyuyorum amcanın.

Alberto Amca soruma cevap veriyor. O da aynı otobüsü beklediğini, kendisiyle beraber aynı otobüse binmem gerektiğini söylüyor. Yanlış anlamayın, bunu İspanyolcasından değil, hal ve hareketlerinden anlıyorum. İspanya'da kaldığım süre zarfında İspanyol dilinden çok işaret dilini geliştirdim zira. Ağızlarından çok vücutlarıyla konuşuyorlar çünkü.

Alberto Amca'nın kısa özgeçmişini, hayatını, aşklarını, acılarını dinliyormuş gibi yapıp ondan da en azından susuyormuş gibi yapmasını bekliyorum.

Otobüs yetişiyor imdada.

Otobüs görünmeye başladığı andan itibaren yine ağzı, gözleri, kolları ve bacaklarıyla konuşmaya başlıyor Alberto Amca. Gelen otobüsün, bineceğimiz otobüs olduğunu anlatmaya çalışıyor besbelli.

Birlikte biniyoruz.

O, emekli akbilini basıp geçiyor; bense 1 euro 30 cent veriyorum şoföre. O, otobüsün ortalarında bir yer bulup oturuyor; ben arkaya doğru geçiyorum. Konuşacak başka kurbanlar bulduğunu görüp gülümsüyorum. İneceğim yere gelip bir süre sonra, düğmeye basıyorum.

Ve günün ikinci vedasını da Alberto Amca'ma yapıp, bir daha onunla da görüşmemek üzere otobüsten iniyorum.

Sonradan yanlış yerde indiğimi anlıyorum ancak önemli değil. Bir yanda deniz kokusuyla birleşen devasa Paseo Parkı, diğer yanda Gibralfaro Kalesi ve önümde palmiye ağaçlarının karşılıklı bakıştığı harika bir yürüyüş parkuru ile Malaga tüm güzelliğini önüme seriyor.

Yarım saatlik bir yürüyüşün ardından kalacağım yere geliyorum. Denize sıfır denecek kadar yakın olan hostelime geliyorum nihayet; The Melting Pot Hostel'e.

Kapıda beni bir sürpriz bekliyor. Benim de adımın yazılı olduğu bir hoşgeldiniz panosu.

Şaşırıyorum.



Ve içeri girip kalacağım iki gecenin bedeli olan 18 euroyu ödeyip, sempatik bulduğum görevlinin bana hosteli tanıtmasını dinleyip deniz manzaralı odama geçiyorum.

Endülüs topraklarını fethimin ikinci ayağı olan Malaga, sabırsızlıkla beni beklerken ben her zaman yaptığım gibi yine biraz olsun dinlenmeyi tercih ediyorum.

Bir saat sonra görüşmeyi ümit ederek.






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Cittaslow (Yavaş Şehirler)

Her şeyin "hızlı" yaşandığı, çabuk tüketildiği, büyük bir koşturmaca ve hengâme içerisinde; sürekli tüketerek, iletişimden yoksun,...