12 Temmuz 2013 Cuma

Don Quijote'de Bir Hafta

"Geceyi bir kez daha çok fazla uzatmadan saat 11'e doğru eve döndüm. Bu sefer kimse yoktu. Geceyi dışarıda geçirmeyecek olan bir ben vardım anlaşılan. Ah bu ben!


Yarının istediğim gibi geçmesi için dua edip uyudum. Bu seferki pazartesi, sendroma dönüşmeyecekti. Emindim."

(diyerek bitirmiştim son yazımı. Yoğun geçen günlerimden dolayı uzun zamandır yazamıyordum. Kaldığımız yerden devam edelim...)


Granada'ya geliş amaçlarımdan bir tanesi de dört haftalık bir İspanyolca eğitimi almaktı. Ve o eğitimime başlayacağım için okula yeni başlayacak bir çocuk kadar heyecanlıydım.

Dersin sabah 9'da başlayacağı ancak benim saat 8.30'da kursta (4 kat aşağıda) olmam söylenmişti. Seviye belirleme testi için. Önceden planladığı gibi 8.27'de uyanıp üstümü giyip aşağı indim. Aslında sıfırdan başlamak istiyordum ama yine de bu test hoşuma gitti. Neler bilip neler bilmediğimi öğrenmiş oldum.

Hiçbir şeyden biraz daha fazla şey biliyordum.

İlk seviye olan A1 seviyesinde olduğuma karar verildi.

Saat hemen 9'da kursbaşı yapacağımızı düşünüyordum. Lakin ilk gün olması sebebiyle 2 saatlik bir oryantasyon programı yapıldı. Kursta görevli bir öğretmenin nezaretinde Granada şehir turu yaptık.

Grupta 15 yaşında Luis adlı bir İngiliz, 65 yaşında Hollandalı Jacques, 23 yaşında İsviçreli Daniel, adlarını hatırlamadığım genç Suudi bir çift, yine adını hatırlamadığım ve ev arkadaşım olan Bulgar kız ve birkaç kişi daha vardı. Anlayacağınız dünyanın her yanından, her yaş grubundan insanlar vardı.

Tam hayalimdeki gibi.

Rehberimiz, bir turist olarak nerelere gidip nerelere gitmememiz gerektiği, kimden, nasıl kazık yiyebileceğimizle alakalı bazı tavsiyeler verdi bize. Yine bununla beraber alışveriş merkezi, otobüs durağı, kitapçı, karakol, Flamenko bar, market vs. gibi ihtiyacımız olabileceğini düşündüğü bazı önemli yerleri de gösterip haklarında bazı bilgiler de vererek turumuzu noktaladı. Geri döndük.

Kursun bulunduğu binanın hemen arkasındaki puba gittik hep beraber. Herkese benden çay!  demese de hocamız, birer hoş geldin içeceği ısmarladı. Tercihim, diğer birçok kişininki gibi kola olmuştu. Yarım saat kadar sohbet ettikten sonra artık sınıflara çıkabilirdik.


Sınıfta benimle beraber 9 kişi vardı. Yukarıda saydığım gruptaki Arap çift, 15 yaşındaki İngiliz Luis, 65'lik delikanlı Jacques, İsviçreli Daniel ve şu an anımsayamadığım 2-3 kişi daha.

İki hocamız vardı. 9.00-10.45 derslerine Montserrat (Montse) isimli bayan, 11.15-13.00 derslerine ise görseniz bu adam kesin Malatyalı diyeceğiniz, ama konuşunca tam bir İspanyol olduğunu anlayacağınız, derslere parmak arası terlik ve şortla gelecek kadar rahat, irikıyım adam Santiago (Santi) giriyordu. Sabah oryantasyonda olduğumuz için Montse ile tanışamamıştık, Santi ile idare ettik ilk gün. Öyle bir adam ki Santi, konuştuğunda bu adam sadece gırtlaktan oluşuyor zannedersiniz. Ama görüntü olarak incelediğinizde 4 kişilik bir göbeği olduğunu da anlarsınız.

İspanyolca'ya sıfırdan başlayacaklar için biraz sıkıntılı olabilecek bir süreçti zira derste tek kelime İngilizce ya da herhangi bir dil konuşma ya da dinleme şansınız yok. Hocalar ilk andan itibaren İspanyolca konuşmaya başlıyorlar, ta ki vedalaşıncaya kadar. Hocalarla yahut personelle vedalaşırken bile tek gelime İngilizce duyma şansınız yok. Bu açıdan güzeldi aslında, kendinizi çok iyi ifade edemeseniz de kulak aşinalığınız oluşuyor bir müddet sonra, isteseniz de istemeseniz de. Ama yine de başlangıç düzeyinde İspanyolca'nın temel konularına hakim olmakta fayda var.

Daha önce bahsettiğim havalimanı faciasından ötürü takviye amaçlı getirdiğim İspanyolca gramer kitabım, dev sözlüğüm, hikaye kitaplarım vs. olmadığı için bir hayli zorlanacaktım. Özellikle sözlüğe büyük ihtiyaç oluyordu. Bu ihtiyacımı da kulakları çınlasın sekreter Lusia'dan aldığım 1987 basımı İspanyolca-İngilizce mini sözlükle gidermeye çalışacaktım. 2013 basımına verecek 20 eurom yoktu zira.

İlk günü verilen ufak çaptaki ödevleri yapıp verilen kitapları karıştırarak ve dinlenerek geçirdim. Akşam üzeri bir önceki akşamda yaptıklarımı yaptım. Granada gecelerinde boy gösterdim. Ne de olsa artık Granada gecelerinin aranan adamıydım. Arayanım soranım olmasa da...

İlk haftamı birbirinin hemen hemen kopyası şeklinde geçirdim. İlk dersi Montse ile geçirip yukarı çıkıp mısır gevreği ve sütten oluşan mini kahvaltımı yapıyor, geri aşağı inip Santi ile 105 dakika daha geçirip yukarı çıkıp makarnamı yiyor ve dinleniyordum.

Hayatımda hiç kimse yoktu. Bir ben, bir kitap, iki de yatak. Mutluluğun formülü değildi belki ama keyfim yerindeydi.

Bir haftayı böylece geçirmiş, cuma gününe erişmiştim. Gelmeden önce yaptığım araştırmalar bana Granada'da aktif olarak ibadete açık bir camii olduğunu söylüyordu. Bu camii Mezquita de Granada (Granada Camii) 'dan başkası değildi!









Perşembe akşamından planımı yaptım. Küçük el çantamı hazırlayıp Camii'ye gidecek, Cuma namazını kılacak ve ardından Granada'ya iki buçuk saat mesafedeki komşu şehir Malaga'ya gidecek ve böylelikle ilk haftasonu kaçamağımı yapmış olacaktım!












Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Cittaslow (Yavaş Şehirler)

Her şeyin "hızlı" yaşandığı, çabuk tüketildiği, büyük bir koşturmaca ve hengâme içerisinde; sürekli tüketerek, iletişimden yoksun,...