25 Temmuz 2013 Perşembe

Churros'la Tanışma - Granada'da İkinci Cuma

Malaga tatilimi noktalayıp Granada'daki hayatıma geri dönüyorum. Sabah dokuz öğlen bir mesaimi bir hafta boyunca gerçekleştiriyorum. Granada ile birbirimizi artık daha iyi tanıyoruz. Gerçi o daracık, karmaşık sokaklara alışmak, onları ezbere bilmek gibi bir şey çok mümkün değil ama ikimiz de elimizden geleni yapıyoruz.

Granada ile artık samimiyeti ilerletiyoruz. Orada nasıl zaman geçirilir öğreniyorum. O hafta içinde Granada'da keşfedeceğim şeylerin ilkini keşfediyorum: Churros Con Chocolade! Genelde sıcak çikolata ile servis edilen şekli itibari ile bizdeki tulumba tatlısını(n biraz uzun şekli) andıran bu hamur tatlısı Granada'da kalan günlerimin en özel lezzetlerinden biri oluyor o an. Onu Granada'nın en eski ve en popüler kafelerinden biri olan Café Futbol'da yiyorum. 1903 yılında kapılarını açan Café Futbol gerçekten vakit geçirmek için çok ideal bir mekan. Churrosları da bir hayli leziz ve ucuz.



Yukarıda görülen hamurdan çubuklar churros olarak adlandırılıyor. Sıcak çikolataya bandırmak suretiyle afiyetle yiyorsunuz. Üç buçuk euro vermiştim zannediyorum yukarıdaki ikiliye.


Granada'ya gelmeden önce mümkün olduğunca Andalucia (Endülüs) Bölgesi'ni gezip görmek istiyordum. Her hafta sonunu farklı bir şehirde gezmeyi planlıyordum. Adaylar Sevilla, Malaga, Cordoba, Murcia, Almeria, Jaen, Huelva ve Cadiz'di. İlk durağım Malaga'ydı ve ikinci durak olarak Cordoba'yı seçmiştim.

Günlerden Cuma'ydı.

Geçen haftadan sözleştiğim üzere saat birde kurstan çıkacak, odama gelip çantamla birlikte hemen Camii'ye doğru yola koyulacaktım. Öyle de yapıyorum. Saat iki olmadan Granada Camii'nin en ön safında yerimi alıyorum. Heyecanlıyım. Camiinin içi tamamen dolmuş. Acaba Türkiye'deki gibi mi kılınacak, neler benzeyecek neler faklı olacak diye merak içerisindeyim.

Ezan okunuyor.

İlk hayal kırıklığı!

Ya da öyle demeyelim de ilk farklılık diyelim. Hayatımda bu kadar duygusuz, bu kadar ezgisiz, melodisiz bir ezan dinlemediğimi fark ediyorum. Sanırım ezanı okuyan kişi sonradan Müslüman olmuş bir İspanyol. Nedense öyle bir izlenim bırakıyor bende. O yüzden kızamıyorum, üzülüyorum. Keşke daha iyi okunsa diye düşünüyorum. Ha, bu arada ezanın sesinin dışarıya verilmediğini, içeriden okunduğunu da belirteyim. Hemen yanı başımızdaki kilisenin çanları özgürce çalarken ezan sesi Camii içinde kalmaya mahkum. Buna da şükür ama.


Cuma namazının dört rekatlık ilk sünneti bizdeki gibi cemaat tarafından bireysel olarak kılınıyor. İki rekatlık farzı bekliyoruz.

Derken imam geliyor.



Bizde imamlar vücutlarına cübbe giyer, kafalarına sarık takarlar. Hutbe vermeye gelen ve muhtemelen Fas'lı olduğunu tahmin ettiğim imam ise rahiplerin giydiğine benzer bir pelerin, o pelerinin kapüşonu kafasında olmak üzere, elinde asası ile geliyor ve hutbeyi zemin üzerinde, ayakta veriyor. (Aşağıda o imamın kendisini görüyorsunuz, soldan ikinci sıradaki)



Şaşırıyorum.

Şaşırmakla kalmayıp gülüyorum da. Elimde değil ama görüntü gerçekten komik geliyor bana, üzülüyorum da. Güldüğüm için.

Bakalım nasıl bir hutbe olacak, hangi dilde olacak diye merakla beklerken imam, tahmin edersiniz ki hutbeyi Arapça olarak veriyor. Nitekim Camii'dekilerin çoğu da tahminime göre Granada'nın Arap nüfusundan. Acaba Arapça hutbeden bir şey anlayabilecek miyim, birkaç kelime de olsa yakalayabilecek miyim diye düşünürken Allah, Muhammed, Resul, Salat kelimelerinden başka bir şey anlamadığımı fark ediyorum. Beş yaşında Kur'an okumayı öğrenen biri olarak, geçen on yedi yıllık hayatım boyunca Arapça'ya dair en ufak bir ilerleme kaydedememiş olmamdan ötürü önce kendime sonra da eğitim sistemine küfrediyorum. Ama içimden.

İlk dakikalarda tatlı bir heyecan, güzel, farklı bir deneyim olan Cuma namazı, imamın yaklaşık bir saat süren -evet, kesinlikle abartmıyorum- hutbesiyle birlikte sıkıcı bir hal alıyor. Hiçbir şey anlamıyorum zira. Ve bu imam, bu hutbeyi Türkiye'de herhangi bir yerde verseydi başına kim bilir neler gelirdi diye düşünmeden de edemiyorum.

Nihayet hutbe bitiyor. Artık Cuma namazının farzına geçebiliriz.



Farklı bir şey yok. Her şey bizdeki gibi. Fatiha suresi okunurken imama eşlik edebiliyor olmak mutlu ediyor. O kadar da olsun! İkinci rekatın son secdesinden kalkıp namazı bitirmek üzereyiz. Selam verirken bizde önce sağa sonra sola başlar çevrilerek esselamualeykumverahmetullah denir. Orada ise imam sadece sağa başını çevirerek esselamüaleykum diyor ve namaz bitiyor. Sola selam vermiyor. Vermiyorlar. Vermiyorum.

Namazı bitiriyoruz. Kalan rekatları herkes kendi mezhebince, onlarca farklı şekilde kılıyor.

Neden tüm dünyada geçerli tek tip bir namaz kılma şekli yok diye düşünüyorum. Cevap bulamıyorum. Namazdan sonra imamla sohbet edenler, elini öpenler oluyor.

Ben de kalan rekatları kendimce kılıp Camii'den ayrılıyorum. Güzergâh yine aynı: Gran Via Caddesi'ne gidip 3 yahut 33 numaralı otobüslerden birini bekleyip otogara gitmek.

Otogara geliyor, biletimi alıyor ve yola koyuluyorum.

İstikamet Cordoba!



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Cittaslow (Yavaş Şehirler)

Her şeyin "hızlı" yaşandığı, çabuk tüketildiği, büyük bir koşturmaca ve hengâme içerisinde; sürekli tüketerek, iletişimden yoksun,...