4 Mayıs 2013 Cumartesi

Saraybosna 2

Kahvelerimizi içip Saraybosna'nın merkez camii konumundaki Begova Camii'ne gidip hep birlikte öğle namazımızı kıldık. Yabancı bir coğrafyada, yabancı insanlarla aynı duygularla, aynı inançla, aynı safı paylaşmak gerçekten güzel bir deneyim. Bu deneyimi yaşadıktan sonra Murat Abi ile akşam yemeğinde yeniden buluşmak üzere sözleşerek ayrıldık. Ve şehri bir müddet kendi başımıza dolaşmaya koyulduk.

Muhammed'in tanıdığı Boşnak bir gençle buluştuk bir süre sonra. Adı Adnan'dı. Saraybosna'da bir Türk okulunda eğitim görmüş, oldukça iyi Türkçe konuşabilen biriydi Adnan. Bizler on küsür senede dünyanın en kolay öğrenilen dili İngilizce'yi öğrenemeyen bir ülkenin çocukları olarak imrendik tabi haliyle Adnan'a. Üstelik ileri düzeyde İngilizce de biliyordu Türkçe'nin yanı sıra.


Yazımın ilk kısmında dediğim gibi bir şehri, oranın yerlisi ile gezmek gerçekten önemli. Adnan da benim bu savımı kanıtladı bir kere daha. Tarih 18 Marttı ve Çanakkale Şehitlerini Anma Günü idi. Biz onları anamadık ama bu anlamlı günde Bosna Şehitliğinde'ydik. Savaşta şehit düşenlerin ruhlarına birer Fatiha okuyup Boşnak lider Aliya İzzetbegovic'in mezarına geldik. Aynı şehitlik içerisindeydi ve inanılmaz mütevazı bir yapıdaydı. Bosna Hersek'in Atatürk'ü diyebileceğimiz bu zatın mezarının bu kadar sade olması bizleri şaşırttı haliyle. Şehitliğin bulunduğu tepeden şehri kuşbakışı seyrettikten sonra Adnan'ın İstanbul ve, bir sonraki durağımız olacak Belgrad hakkındaki görüşlerini dinlediğimiz bir sohbet gerçekleştirdik. İstanbul'a daha önce birkaç kez geldiğini ve insanların koşuşturması, hayatın hızlılığı ve bir günün yarısının yollarda geçtiğini ve bu durumun Bosna'da olmadığından duyduğu memnuniyeti belirtti. Katıldım.

Adnan bizi bir pastaneye götürdü. Orada sanki yıllardır yemiyormuş gibi bir özlemle baklava yedim ancak beklediğim tat yoktu. Ama sohbetin tadı kafiydi. Saat 7'ye doğru Adnan'la ayrıldık ve motelimize gidip üstümüzü değiştirip Bakkal'a doğru yol aldık. Gecikmiştik.

Saraybosna'nın en lüks ve şık restoranlarından biri bizi bekliyordu. Tarzımız değildi ama davete icabet etmemek olmazdı tabi.  Önce ana yemek tadındaki çorbalar içildi. Akabinde Klepa'lar(Boşnak mantısı) söylendi. Ortaya da tadımlık bir tabak Cevapi (köfte, kebap tarzı bir yemek). Gezimizin en lüks yemeğiydi. Bizi aşan bir menü. Yutaklarımıza kadar doymuştuk ki bir de elmalı börek tarzı bir tatlı geldi. Tatlı diyorum, çünkü tatlıydı.


 




Gecenin ilerleyen saatlerinde Murat Abi'nin Boşnak eşi ve 2 çocuğu da aramıza katıldı. "Burada daha fazla kalsaydınız ya, Belgrad'da ne var?" diye serzenişte bulunsa da yenge, yapacak bir şey yoktu. Murat Abi ile sabah görüşecektik ancak ailesiyle veda vaktiydi. Belki bir gün yine geliriz temennisiyle onlarınSaraybosna'da devam edecek olan hayatlarına dönmelerini izledik.

Muhammed akşam orada tanıdığı arkadaşlarını ziyarete gitti gece geri dönmek üzere. Biz ise Saraybosna akşamlarının tadını çıkarmaya çalıştık. Celtic Pub adlı mekana gidip bir süre oturduk. Benim ultra sıkılmamdan ve sabah çok erken saatlerde kalkacak olmamızdan dolayı geceyi erken bitirdik ve motelimize döndük.



Evet gezimizin sondan bir önceki durağını da noktalamak üzereydik. Ertesi sabah 6.30'da otobüsümüz vardı ve Murat Abi saat 5'te bizi arabayla alıp otogara bırakacağını söylemişti. Uyuduk. Yeni bir güne, yeni bir seyahate, yeni bir maceraya uyanmak üzere uyuduk.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Cittaslow (Yavaş Şehirler)

Her şeyin "hızlı" yaşandığı, çabuk tüketildiği, büyük bir koşturmaca ve hengâme içerisinde; sürekli tüketerek, iletişimden yoksun,...