8 Mayıs 2013 Çarşamba

Belgrad 1

Sabah 5 gibi kalkıp bir önceki geceden hazırladığımız nevalelerimiz ve çantalarımızla birlikte motelden ayrıldık. Birkaç dakika içinde Murat Abi, arabasıyla birlikte kapıda belirdi. Saraybosna'da güne en erken uyanan 5 adam yollardaydı. Otogara doğru yol alıyorduk ki, Murat abi az sonra arabayı park etti ve biraz bekleyin dedikten 5 dakika sonra iki elinde iki devasa poşetle göründü.

Yaptığı onca şey yetmezmiş gibi bir de yolluk hazırlamıştı. Yolluk da ne yolluk. Türkiye'den ticaretini yaptığı ne var ne yoksa poşetlere doldurmuştu. Yolda ihtiyacımız olabilecek her şey; tatlısından tuzlusuna kadar.

Derken otogara geldik. Otogardaki üç beş görevli dışında kimse yoktu. Biletlerimizi önceki gün almıştık. Zannediyorum yirmi euro civarındaydı. Biletlerimizle turnikelerden geçtik, Murat Abi'ye bizi daha fazla beklememesini söyledik ve uğurladık. Otobüsümüzün kalkmasına daha bir saat vardı zira. Yaptıkları ödenmezdi, bir gün belki Malatya'da benzer bir şekilde onu ve ailesini ağırlama temennisiyle vedalaştık.

Artık önümüzde tek bir durak kalmıştı: Belgrad. Beyaz Şehir. İki tam gün ayıracaktık kendisine. Tarihsel yaşanmışlıklardan ötürü özellikle benim isteğim üzerine iki gün ayırmıştık "beyaz şehir"e. Gitmeyi çok istediğim yerlerdendi zira.

Yedi saat sürmesi beklenen yolculuğumuza başladık. Biz olmasaydık sanırım otobüs boş gidecekti. Bizle birlikte üç görevli vardı bir de otobüste, ve bir de sonradan yolda binen iki kadın. Ve bir de yolluklarımızı barındıran devasa poşetler. Onlar da birer insan hacmindeydi.

Otobüs bizimdi. İstediğimiz gibi kullandık. Rahat rahat, keyif yapa yapa gittik. Konforluydu da. O zamana kadarkilerin en konforlusu belki de. Tüm Avrupa'da otobüs ağı olan "Eurolines"ın aracı olduğundan olsa gerek. Daha önceki deneyimlerden artık gruptaki kimseyle sohbet edemeyeceğimi, onların ya uyuyacaklarını ya da uyumaya çalışacaklarını bildiğim için ben de artık onlar gibi olmayı seçtim. Kendi kabuğuma geçip ilk dakikalarda yolu izledikten sonra uyumaya çalıştım. Sadece çalıştım.

Sırbistan sınırına girmeden Boşnak, girdikten sonra Sırp polisler tarafından pasaport kontrollerine tabi tutulduktan kısa bir süre sonra mola verdik. Mola demek aslında çok doğru olmaz. Bildiğiniz kamp yaptık. Yaklaşık bir saat süren bir kamp.



Aşağı yukarı planlandığı gibi 7 saat civarı süren yolculuğumuz saat 2'ye doğru son buldu ve Belgrad Otogarı'na gelmiş bulunduk. Önceden hostel rezervasyonu yaptırmıştık iki gecelik. Elimizde hostelin adresi vardı. Ve bizi bekleyen taksi şoförleri. Bir tanesi yanımıza geldi ve nereye gideceğimizi sordu. 10 euroya götüreceklerini söyledi ardından. Cazip bir teklifti. On dakika kadar sonra, iki gün içinde yüzlerce kez yürüyeceğimiz o caddede bulunan hostelimize geldik. Belgrad maceramız artık başlayabilirdi!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Cittaslow (Yavaş Şehirler)

Her şeyin "hızlı" yaşandığı, çabuk tüketildiği, büyük bir koşturmaca ve hengâme içerisinde; sürekli tüketerek, iletişimden yoksun,...