26 Mayıs 2013 Pazar

Hoşbulduk!

Madrid'de ilk ve son sabahıma uyandım.

Saat 14:00'te Güney Otogarı'ndan (Madrid Estacion Sur de Autobuses ) kalkacak olan İspanya'nın en büyük karayolu ulaşım şirketi ALSA'nın Madrid-Granada otobüsüne binip vuslata ermek için uyandım.

İspanya içerisinde yapacağım ilk karayolu seyahati olacaktı. Ve daha önce Otogar'a hiç gitmemiştim ve nerede olduğunu da bilmiyordum. İnternetten yaptığım araştırmalar neticesinde oraya nasıl ulaşacağımı öğrendim ve metro haritamı cebime, çantamı da sırtıma alarak hostelden ayrılıp "Sol" metro durağına doğru yürüdüm.

1 numaralı Mavi Hat metrosuna binip "Pacifico" durağında indim. Oradan 6 numaralı Gri Hat metrosuna geçip bir durak sonra "Mendez Alvaro" durağında inerek otogara doğru yürümeye başladım. Birkaç dakika içinde otogardaydım.



Otogarın hemen karşısında büyük bir Burger King restoranı olması beni sevindirdi. Zira saat daha 12 bile olmamıştı ve açtım. Bilet satış gişelerine doğru yöneldim. ALSA'nın gişelerini bulmam zor olmadı, zira otogarın yarısı onlara aitti. Ancak bütün gişelerde kuyruk vardı. Derken otogarın belirli yerlerinde gözüme çarpan, üzerinde ALSA yazan makineler gördüm. Bilet makineleriydi. Bir yandan madem bu makinelerden bilet alınabiliyor, neden insanlar kuyrukta bekliyorlar ki diye düşünürken diğer yandan adımlarım beni o makinelerden birine götürüyordu.

Emin olmak için bir sıra önümde bulunan çiftin bilet alma işlemini seyrettim ve onlardan sonra herhangi bir sorunla karşılaşmadan bulunduğum ve gideceğim yeri, otobüs kalkış saatini ve son olarak otobüste oturacağım koltuğu seçtikten sonra geriye parayı makineye sokup biletimi almak kaldı. 20 euroluk bir banknot karşılığında makine bana bir adet Granada bileti ve 2 küsür Euro bozukluk verdi. Artık biletimi de almıştım. Her şey hazırdı. Midem hariç.

Otobüsün hareket etmesine yaklaşık iki saat vardı ve gelirken gördüğüm Burger King'e doğru hareket ettim. Yapacağım şey basitti. En ucuz menüyü seçecek ve paket yaptırıp otogara gelecektim. Bu sefer daha cömert davrandım ve 6 euroya bir tavuburger menü alıp otogara geldim. Artık gitmeye midem de hazırdı. Tüm hücrelerimle hazırdım.

Kalkış saati yaklaşınca otobüsün hareket edeceği perona yöneldim. İspanya'da şehirlerarası otobüslerin kapıları hareket saatinden on dakika önce şoför tarafından açılıyor ve yolcular bagajlarını kendileri koyuyorlar. Daha sonra biletinizi gösterip otobüse geçiyorsunuz. Her şey on dakika içerisinde halloluyor ve zamanında kalkıp zamanında varıyorsunuz gideceğiniz yere.

Planlanan varış süresi 5 saat. Aşağıdaki haritada belirtilen güzergahı aynen izleyerek 3.5-4 saatte Andalucia (Endülüs) topraklarına Jaén şehri üzerinden giriyoruz. Yeşil beyaz Andalucia bayraklı trafik levhaları gözüme çarpıyor. Rüya gibi. Şaka gibi. Ama değil. Ama gerçek.

Allah'ım sana şükürler olsun diyorum, hayallerim gerçek oluyor, nihayet Endülüs topraklarındayım!

Ve meşhur Sierra Nevada sıradağları karşılıyor beni nihayet. O adını çok duyduğum, uğruna şiirler yazdığım Sierra Nevada. Endülüs'ün simgesi. Az sonra Granada sınırlarına giriyoruz.




Beş saat dolmak üzere. Sabırsızlanıyorum artık. İçim içime sığmıyor. Sanki burası benim memleketimmiş de yıllarca ayrı kalmış gibi kavuşma arzusu var içimde. Tarif edilemez bir mutluluk, bir sevinç, bir heyecan. Ve evet, vuslat anı geliyor. Karşımda o yazı: Estacion de Autobuses de Granada (Granada Otogarı).






Otobüsten ilk çıkan ben oluyorum. Sanki bekleyenim varmış gibi, sanki çok sevdiğim birine kavuşacakmışım gibi hızlı adımlarla, alelacele çıkıyorum otobüsten. Otogarın çıkışına, tam olarak yukarıdaki resmin sağ tarafındaki arabanın arkasında bulunan belediye otobüs durağına geçip beni kalacağım yere götürecek olan 3 yahut 33 numaralı otobüsleri beklemeye başlıyorum.

Ve evet, 33 numara geliyor. 1 euro 20 centi otobüs şoförüne ödeyip otobüsün arkasına geçiyorum. Yolculuğum kaç dakika sürecek bilmiyorum. Önemsemiyorum da. Nasılsa Granada'dayım diyorum. Otobüs hareket ediyor. Ben bir yandan durakları sayarken diğer yandan Granada'yla otobüs camının arkasından hasret gideriyorum. "Uzun zaman oldu" diyorum, "tam 22 sene oldu görüşmeyeli!"

Durakları saymayı unuttuğumu hatırlayıp yolculara sınırlı İspanyolca bilgimle soruyorum nerede, ne zaman inmem gerektiğini. İnsanlar o kadar sıcakkanlı, o kadar yardımseverler ki. Dakikalarca anlatıyorlar ne yapmam gerektiğini. Onların şevkini kırmak istemiyorum, anlattıklarının bir kısmını anlamasam da anlıyormuş gibi kafamı sallıyorum.

Ve işte geldik. Granada'nın merkezi sayılan "Puerta Real"de iniyorum. Şehri keşfetmek için sabırsızlanıyorum, ancak önce kalacağım yeri bulmam gerek. Çantamı bırakmam gerek. Ve yarım saat içinde buluyorum kalacağım hosteli. Bir ay boyunca kalacağım mahalle burası. Bir gün hostelde kalacağım, ondan sonra kendi daireme geçeceğim. İkisi de aynı sokakta. Calle Azhuma'da.

Ödememi yapıyorum, çantamı bırakıp odama yerleşiyor, üstümü değişiyorum. Artık hazırım.

Kavuşma vakti geliyor.

Göz göze geliyoruz Granada'yla.

O "¡bienvenido!" diyor, bense "hoşbulduk!"


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Cittaslow (Yavaş Şehirler)

Her şeyin "hızlı" yaşandığı, çabuk tüketildiği, büyük bir koşturmaca ve hengâme içerisinde; sürekli tüketerek, iletişimden yoksun,...