21 Mayıs 2013 Salı

Hayallere Atılan İlk Adımlar

23 Ağustos 2012 tarihi, bu satırların sahibinin hayatındaki en önemli günlerden biridir. Nitekim bu tarihle birlikte yıllardır hayallerini süsleyen "İspanya'da yaşamak" düşüncesini hayata geçirmek üzere ilk adımlarını atmıştır...



Türk Hava Yolları'nın Malatya'yı İstanbul'a bağlayan gece uçağında yaklaşık bir buçuk saat geçirdim. Bitmek bilmeyen bu sürenin sonunda Atatürk Havalimanı'nın İç Hatlar Terminali'ndeydim. Ancak ait olmam gereken yer burası değildi. Dış Hatlar Terminali'ydi. Derhal içimdeki sabırsız parçalarımın sesine kulak verdim ve Dış Hatlar'a doğru yöneldim. Daha önce İspanya'ya gitmiştim. Barcelona'ya iki, Madrid ve Mallorca'ya ise birer kez gitmiştim evet, ancak bu sefer farklıydı. Bu sefer İspanya'ya turistik bir gezi yapmayacaktım, İspanya'da "yaşayacaktım".

Aylar öncesinden kayıt yaptırmış olduğum dört haftalık İspanyolca kursu için gidiyordum. Ama kurs bahaneydi. Hayallerdi önemli olan, gerçekleştirilmek üzere olan, gerçekleştirilecek olan hayaller. Bundan daha büyük bir haz olabilir miydi?

Dış Hatlar'da yaklaşık 6 saat vakit geçirecek ve sabaha karşı Lufthansa'nın Frankfurt uçağına binecektim. Bitmek tükenmek bilmeyen bir 6 saat. Geçireceğim sürenin ilk yarım dilimini geçirip check-in ve pasaport kontrolü işlemlerini de hallettikten sonra artık geriye son bir adım kalmıştı: Uçağın kalkacağı kapıya gitmek ve kalan saatleri geçirmek.

Nihayet vakit geldi ve üç saate yakın sürmesi gereken yolculuğum için uçaktaki yerimi aldım. Uçuş öncesi rutinler gerçekleştirildi ve uçak hareket etmeye başladı. Geçen her saniye hayallerin gerçekleşmesine atılan bir adımdı. Ve vuslata birkaç bin adım kalmıştı.

Birkaç saat içinde Avrupa'nın en büyük iki havayolu şirketinin uçağına binmiştim ve ister istemez kendimce bir kıyasta bulundum. Kıyasıma göre Lufthansa THY'den daha iyiydi. Ancak bu kıyas objektif olmayabilirdi, zira THY ile hiç yurtdışı uçuş gerçekleştirmemiştim. Neden Lufthansa daha iyi diyorum, çünkü şahane bir yemek ikramları var. Karnınızdan önce gözünüz doyuyor. Kutuların üzerinde Türkçe olarak ürünlerin hiçbir çeşidinde domuz ürünleri bulunmadığı bilgisi de mevcut. Bu önemli ayrıntıyı böyle büyük firmanın atlaması düşünülemezdi zaten.

Kahvaltı faslı bitip bir iki saat daha uçtuktan sonra artık alçalıyoruz ve bir müddet sonra yolcu taşıma kapasitesi bakımından Avrupa'nın en işlek üçüncü, dünyanın ise on birinci havalimanına, Frankfurt Havalimanı'na geliyoruz. O zamana kadar gördüklerim içinde en büyük, en modern havalimanı diyebilirim.

İstanbul'dan yaklaşık yirmi dakika geç havalanan uçağım, beni Frankfurt'ta büyük bir strese ve telaşa soktu. Zira aktarma uçuşlarım arasında yalnızca bir saat vardı zaten ve bu süre rötarla birlikte yarım saate düşmüştü. Evet, uçaktan inmiştim. Gitmem gereken bir çıkış kapısı, geçmem gereken bir pasaport kontrol noktası ve bulmam gereken bir kapı vardı. Bütün bunlar için ise yalnızca yarım saat.

İlk hedefi gerçekleştirip pasaport kontrol noktasına geldim ancak önümde en az beş kişi vardı. Kelimenin tam anlamıyla ecel terleri dökmeye o an başladım. Acı içinde kıvranarak önümdekilerin işlemlerinin bir an öncesi bitmesi için dua ederken diğer yandan da önümde yer alan insanlardan müsaade mi istesem acaba diye düşündüm. Ancak bunu yapmadım. Niye yapmadığımı bilmiyorum ama yapmadım; neler olacağını görmek, bu heyecanı yaşamak istedim sanırım. Aylar sonra bu satırları yazabilmek içindi belki de her şey.

Nihayet sıra bana geldi. On beş dakikam kalmıştı. Bir yandan saatime bakıp, diğer yandan polise gözlerimle acele etmesi gerektiğini söylemem onun hoşuna gitmemişti belli ki. Pasaporttaki ay yıldızın hoşuna gitmemesi gibi. Acele etmek bir yana, aksine olduğundan çok daha ağır hareket ederek bana kaybettirebileceği maksimum süreyi kaybettirdi. On bir dakikam kalmıştı.

Frankfurt Havalimanı inanılmaz derecede büyük; ve aksilik bu ya  gideceğim yer, yani uçağın kalkacağı kapı, belki de pasaport kontrol noktasına en uzak noktadaydı. Havalimanının koridorlarında elimdeki çantalarla koşma sınırlarını zorladım. Bir insanın havalimanında koşabileceği en yüksek hızda koştum ve bunu on dakika boyunca yaptım. Meraklı, gülen, endişelenen, üzülen bakışlar arasında yaptım bunu.

Abartısız söylüyorum, uçağın kalkmasına bir dakika kala uçağa bindim. Ve ben bindikten saniyeler sonra uçak hareket etti. Sempatik görünsün diye üzerinde "Spain" yazan gri tişörtüm; yazın o sıcağında, o streste, o koşuşturmada terden artık siyaha evrildi kaçınılmaz bir şekilde.

Koltuğum baştan üçüncü sırada ve cam kenarındaydı. Yanımdaki iki koltukta genç bir çift oturuyordu. Bayan, halime acımış olsa gerek sağolsun ıslak mendil uzattı bana. O an ihtiyacım olan şey tam da buydu. Siz Hristiyanlar nasıl diyor, Tanrı seni kutsasın!

İlk bir saati terimi soğutmak, gevşemek, rahatlamak, kendime gelmek için harcadım. Her şey bu kadar kötü değildi ancak. Lufthansa hostesleri servis ettikleri sıcacık ve inanılmaz derecede lezzetli tavuk yemeği ve pilavdan oluşan menüyü getirince başıma gelen her şeyi bir anda unutuverdim. Aman Allah'ım inanılmazdı. Şairin dediği gibi, "çok daha iyilerini yedim sonra, ama hiç birinde bu kadar aç oturmadım sofraya". Sofraya takılmayın.

Bu haz patlaması yaşatan yemeğin ardından yaklaşık bir buçuk saat daha uçtuk ve nihayet bu sefer de Avrupa'nın en işlek beşinci, dünyanın ise on dokuzuncu havalimanı olan Madrid Barajas Havalimanı'na iniş gerçekleştirdik. Artık gelmiştim. Her şey çok güzel olacaktı. Rüya gibi bir beş hafta geçirecektim.

Lakin bu kadar mutluluk bana fazlaydı. Telefonuma gelen bir kısa mesaj beni yeniden strese, asabiyete, gerginliğe sürükledi :

"Unfortunately 1 piece(s) of your baggage could not be transported. Pls contact the Baggage Tracing Office at your destination. Apologies for any inconvenience."* LUFTHANSA

* "Ne yazık ki 1 parça bagajınız nakledilemedi. Lütfen bulunduğunuz yerdeki Bagaj Ofisi ile iletişim kurun. Herhangi bir rahatsızlıktan ötürü özür dileriz." LUFTHANSA

Kabus yeni başladı!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Cittaslow (Yavaş Şehirler)

Her şeyin "hızlı" yaşandığı, çabuk tüketildiği, büyük bir koşturmaca ve hengâme içerisinde; sürekli tüketerek, iletişimden yoksun,...