21 Mayıs 2013 Salı

Hayallere Atılan İlk Adımlar 2

Henüz uçağın içindeyken aldığım o kısa mesaj adımları geri geri götürdü. Kafamdan aşağı kaynar sular dökülmeye başladı. Şimdi ne olacaktı? Daha önce hiç böyle bir durum başıma gelmediği için nasıl bir yol izleneceğine dair en ufak bir fikrim dahi yoktu. Çantadan ümidimi kesme noktasına bile gelmiştim. Bir süre sonra kendimi toparladım, uçaktan çıktım ve ilgili birimi buldum kısa sürede. Durumu izah etmek yerine telefona gelen kısa mesajı göstermeyi tercih ettim. Olası bir yanlış anlaşılmayı önlemesi adına. Kendi İngilizceme de İspanyolların İngilizcesine de güvenmememden mütevellit.

Çabuk anlaştık. Görevli bayan bir süre bilgisayar ekranından bir şeylerle uğraştıktan sonra bana dönüp 4 saat sonra Lufthansa'nın Frankfurt-Madrid hattına bir seferi daha olacağını (ki günde 4 sefer, vardı zannediyorum bu hatta) ve dilersem bu dört saat sonraki uçakla göndereceklerini, dilersem başka bir zaman istediğim adrese yönlendirebileceklerini belirttiler. Zira ben Granada'ya gitmem gerektiğini, Madrid'de kalmayacağımı belirtmiştim. İşler yolunda gidiyordu. Prosedür hoşuma gitmişti ve biraz olsun rahatlamıştım. Lakin yaklaşık on altı saattir yollardaydım (bir önceki akşam 8'den o gün 12'ye kadar) ve yorgunluk had safhadaydı artık, dayanacak dermanım kalmamıştı. Derhal sığınacak bir yer aradım kendime, dört saati geçirebileceğim.

Buldum.

Bereket versin erzaklarımın içinde bulunduğu küçük çantam yanımdaydı, benimleydi ve tüm imkanlarını bana sunmaya hazır bir şekilde gözlerimin içine bakıyordu. Beklentilerine cevap verdim ve fermuarını açıp içinden bir paket çilekli hoşbeş çıkardım. Hem açlığımı yatıştıracak hem de yarenlik edecekti. Görevini başarıyla ifa etti. Ben de ona olan şükranlarımı, onu yiyerek ilettim.

Geçen zaman içerisinde Barajas Havalimanı'nı artık kendi evim gibi öğrenmiştim. Her köşesini, her kuytusunu biliyor, tuvaletler nerede, terminaller, bagaj alım vs. her yer benden soruluyordu. Personelin görev dağılımını bile ben yapıyordum. Çok kısa sürede benimsenmiştim.

Ekranlardan takip ettiğim kadarıyla beklediğim uçak gelmişti nihayet. Çantama kavuşmama sayılı dakikalar kalmıştı. Derhal çantamı alacağım "Arrivals" yani Gelen Yolcu bölümüne yöneldim. Ancak bir sorun vardı. Oraya dışarıdan girilemiyordu, ancak içeriden birileri çıkacak ve kapının açılmasından yararlanıp öyle içeri girecektim. Bunu yaparken seri olmalıydım. Ve beraberimde taşıdığım bagaj arabasını götürerek olmam gereken hızda oraya geçemeyeceğim gafletine düştüm bir an için ve "nasılsa her yerde kameralar var, kimse cesaret edemez" düşüncesine güvenerek erzaklarımı barındıran çantamı arabayla birlikte dışarıda bırakıp, çantamı almak üzere girdim içeri. Hemen alır çıkarım diye düşünüyordum. Ancak yaklaşık on beş dakika bekledim çantama kavuşmak için. Kavuştum da.

Zafere ulaşmanın tarif edilmez gururu ve sevincini yüzümdeki aptal sırıtışlarla etrafıma saçarken bu sevinç, bu gurur kursağımdan öteye geçemedi. Zira, çantam ve araba yoktu! Etraflıca araştırdım her yeri. Danışmaya sordum, güvenlikçilere sordum, kayıp eşya bürosuna sordum, karambolde Madrid'e yeni adım atan yolculara bile sordum ancak nafile çabalardı bunlar. Çantam yoktu. Ya alınmış, ya çalınmıştı. Güvenlik gerekçesiyle, görevliler tarafından alındığını ve illa ki bir yerlerde olduğunu düşünerek soruşturmama devam ettim, ki hala görevliler tarafından alındığını düşünürüm.

Kaybolacağını hissetmişim gibi, havalimanında boş boş gezerken onlarca resmini çekmiştim kendisinin, ne de güzel pozlar vermişti! Madrid'de bir gece kalıp ertesi gün Granada'ya geçecektim. Yani o gün bulmam dışında bi seçeneğim yoktu. Birkaç saat daha arayıp polise kadar gittim. Ama polis deyim yerindeyse beni "iplemedi" , ben de gerekli sabrı göstermediğim için oradan ayrıldım. Ve Madrid'de kalacağım hostele gitmek üzere metro durağına yöneldim, bir parçamı orada bırakarak. Bir parçadan fazlaydı aslında bıraktıklarım.

Bir ay boyunca bana hayat verecek yaklaşık elli lira değerinde bisküviler, çorbalar, kahveler; daha sonra yetmiş liraya telafi edeceğimiz laptop şarj aleti, yaklaşık seksen liralık İspanyolca kaynak kitapları vs. Kayıp büyüktü. Hem de çok büyük. Ama yapacak çok da bir şey yoktu. Cana gelecek olan mala gelsindi. Öyle de oldu.

İspanya maceram hayal kırıklıklarıyla başlamış oluyordu...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Cittaslow (Yavaş Şehirler)

Her şeyin "hızlı" yaşandığı, çabuk tüketildiği, büyük bir koşturmaca ve hengâme içerisinde; sürekli tüketerek, iletişimden yoksun,...