29 Mayıs 2013 Çarşamba

Geri Kalan Ömrümün İlk Günü

Calle Azhuma'dan (Azhuma Sokağı) çıkıp birkaç metre ilerden sağa dönüp Calle Mulhacen'e geçiyorum. Oradan Calle Alhamar, Calle San Anton ve son olarak da Calle Nueva de la Virgen'i geçip nihayet Granada'nın en bilindik caddelerinden, şehrin merkezi caddesi sayılabilecek olan Acera del Darro'ya giriyorum. Etraf cıvıl cıvıl. İnsanlar yazlık kıyafetleriyle dışarıda. Saat gece 10 suları. Burger King tıklım tıklım dolu. Karnım aç. Çok alternatifim yok. Giriyorum ben de Burger King'e. Bugün ilk günüm diyorum, canım ne isterse onu yiyeceğim, para esirgemek yok bugün!



8 euro civarı ödeyip geçiyorum bir köşeye. Yalnız olan bir ben varım mekanda. Herkesin yanında birileri, sevdikleri. Olsun diyorum, ben de daha 3 gün öncesine kadar öyleydim, en sevdiklerim yanımdaydı. Ablam, annem, babam, abim; bir de arkadaşlarım. Yalnızlık triplerine girmenin anlamı yok deyip an'ın tadını çıkarmam gerektiği fikrini kafama yerleştiriyorum. Yemeğimi hep olduğu gibi yine kısacık bir sürede bitirip, sınırsız içecek imkanından yararlanıyorum. Bardağıma limonlu ice tea doldurup dışarı çıkıyorum. Bu gece benim gecem!



Yukarıda gördüğünüz resim Burger King'in tam karşısı. Ve Acera del Darro'nun bitip Calle Reyes Catalicos'un başladığı nokta. Ne yalan söyleyeyim, otogardan hostele gelirken yapmış olduğum otobüs yolculuğu beni biraz hayal kırıklığına uğratmıştı. Beklediğim Granada bu değil diye düşünmüştüm. Ancak çok geçmeden anladım ki bu Granada, beklediğimden fazlasıydı! Hayallerimin ötesindeydi! Granada'yı keşfe tam olarak bu noktadan başladım.

Cadde boyunca yürüyorum. Sevgilisinden mesaj alınca anlamsızca sırıtan tipler vardır ya hani, aynen öyle bir sırıtmayla adımlıyorum sokakları. Attığım her adım için ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum beni buraya gönderen güce. Önce İlahi güce, sonra da maddi-manevi destekçim olan ablama.

İspanya'nın birçok şehrinde olduğu gibi Granada'da da daracık sokaklar hemen göze çarpıyor. İspanyolca'da "callejon" denen sokakçıklar. İçine aldığı insanı kendine hapseden, bir o kadar da özgürleştiren "sokakçıklar". Buralarda birkaç dakika yürüyüp havasını solusanız tüm dertlerinizi unutursunuz, içinize tarifsiz bir huzur dolar. Anlatılmaz, yaşanır. Yaşayın.

Granada ile bu ilk buluşmamız, yeni sevgili olmuş bir çiftin ilk buluşması gibi geçiyor: Heyecan dolu, biraz tedirgin, biraz utangaç, mahcup. Bir yandan bu gün hiç bitmesin diye düşünüyor, diğer yandan büyü bozulmasın diye çok da uzatmak istemiyoruz. İlk buluşmanın tadı damaklarda kalsın diye...

Hiç korkmadan, çekinmeden, kırk yıldır bu şehirde yaşıyormuşçasına dalıyorum ara sokaklara. Her kayboluş yeni bir macera, yeni bir heyecan, yeni bir kavuşma demek. Kayboluyorum. Granada'nın eşsiz sokaklarında kayboluyorum. Kaybola kaybola dönüyorum başladığım yere. Gündüz, otobüsten indiğim yere, Puerta Real'e geliyorum. Nemrut Kebab'ın karşısında bir bank bulup oturuyorum.





Gecenin artık sakinleşmeye başlayan huzur dolu havasını teneffüs ediyorum. İnsanları izliyorum. Gözlem yapıyorum kendimce. En sevdiğim şeylerden birini. İnsanların gözlerindeki mutluluğu, huzuru görüyorum. Burada insanlar, inanılmaz bir ekonomik çöküş içinde olmasına rağmen ülkeleri, mutlular. Ki, kriz olduğuna da inanamıyorsunuz zaten. Her yer öylesine dolu ki. Kafeler, restoranlar, barlar... Hoşuma gidiyor bu durum.

Bir yanda 80'lik yaşlı bir çift kol kola gezerken, diğer yanda 7-8 kişilik bir  liseli grubu gülüp eğleniyorlar. Bir yanda şık giyimli orta yaşlı iki kadın sohbetin büyüsünü kaptırmışken kendilerini, diğer yanda genç bir çift yürümeyi yeni öğrenen çocuklarının peşi sıra gidiyorlar. Her şey o kadar güzel ki.

Saat 1'e geliyor artık. Hostele doğru yol alıyorum yavaştan. Acelem yok. Vaktim çok. Geldiğim yolun tam tersini seyrediyorum şimdi.Sırasıyla Acera del Darro, Nueva de la Virgen, San Anton, Alhamar, Mulhacen ve nihayet Azhuma. Azhuma numara 30. Yarın 5 numaraya geçeceğim. Yolum uzun, uyumam lazım diyorum ve artık Hostel One Granada'dayım. Tadı damağımda kalan ilk gecemi geçirmenin vermiş olduğu huzurla uyuyorum artık. "Şimdiye kadar yaşadığım ömrüm sona erdi artık"  diye düşünüyorum duvara yüzümü döner dönmez,

"Yarın, geri kalan ömrümün ilk günü olacak..."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Cittaslow (Yavaş Şehirler)

Her şeyin "hızlı" yaşandığı, çabuk tüketildiği, büyük bir koşturmaca ve hengâme içerisinde; sürekli tüketerek, iletişimden yoksun,...