14 Mayıs 2013 Salı

Belgrad 2 (SON)

Belgrad'ın önemli caddelerinden Kraliçe Aleksandra üzerinde bulunan büyük bir apartmanın bir dairesinde konuçlanmış ev tipi bir hosteldi 1001 Gece Hostel. İki yahut üç odadan oluşan küçücük bir yer. Başlangıçta çok hoşlanmasak da uyumak ve internet kullanabilmek için yeterli olduğuna hükmettik. Odamız 8 kişilikti ve bizim dışımızda biri Fransız biri Türk olmak üzere iki kişi daha kalıyordu. Yine başarmıştık ve bir Türk'le de Belgrad'da karşılaşmıştık. Karşılaşılmasa bir şey kaybedilmeyecek biriydi. Neyse.

Gezimizin en uzun yolculuklarından biriydi ve özellikle ben çok yorulmuştum grubun en az uyuyan üyesi olarak. Ve bir iki saatlik istirahat etme teklifim kabul gördü. Uyuduk.

Akşama doğru yine her zamanki gibi şehri hem gece hem gündüz görme ritüelimizi gerçekleştirmek üzere yola koyulduk. Önce KFC'den hiç de ekonomik olmayan, hiç de doyurmayan menüler aldık. Fikir sahibine küfürler ettik. Ardından şehri keşfe hazırdık. Hazırdık ama illa görmeden dönmeyin denilebilecek çok da bir şey yoktu işin aslı. Kalemegdan dedikleri Osmanlı döneminden kalma şehir surları, kale dışında. Işıklandırması ve düzenlemesiyle çok şık bir görüntüye sahip olan bu yapı daha çok Belgrad halkının yürüyüş yapmak, dinlenmek ve gençlerin de aşklarını yaşamaları için oldukça büyük bir öneme haizdi.




Gerek güneş batarken, gerekse hava karardıktan sonraki manzaralar müthişti. Bir haftanın o yıpratıcı yorgunluğunu yaşayan sadece bir kişi vardı aramızda. Antipatik davranışlarıyla Belgrad'daki saatlerimizin kötü geçmesi için elinden geleni yapan Ertuğrul'dan başkası değildi. Ama muvaffak olamadı. Belgrad'a bir kez gelmiştik ve tadını çıkaracaktık. Öyle de yaptık.

Kalemegdan ve civarında bir iki saat geçirdikten sonra şehir merkezinde vakit geçirmeye karar verdik. Özellikle oturup biraz huzur bulup bir şeyler içebileceğimiz bir mekan arayışına girdik. Ve ertesi gün de gideceğimiz şahane bir mekan keşfettik. Stress Cafe gerek alkollü gerek alkolsüz içeceklerden oluşan çok geniş bir menüye sahip huzur verici bir mekandı. Personelleri de son derece kibardı. Nitekim benzerlerini ancak Fashion Tv defilelerinde görebileceğiniz güzellikte kızlara hizmet ederken bile efendi duruşlarından asla taviz vermiyorlar, en ufak bir sululuk yapmıyorlardı. Türkiye'de olsa neler olabileceğini tahayyül edebilirsiniz.

Ağırlıklı olarak jazz, blues tarzında müzikler çalan mekanımızda bir haftalık yorgunluğumuzu içeceklerimizle attıktan sonra hostelimizin yolunu tuttuk nihayet. Ancak yol üzerinde gördüğümüz bir baklavacı bizi kendine çağırıyordu ısrarla. Davete icabet etmemek olmazdı tabi. Sahibinin Türk olduğunu öğrendiğimiz bu lüks görünümlü baklavacıdan Türkiye'deki lezzeti bulamadan, ama deneyim hanemize bir çentik daha atarak çıktık. Belgrad'daki ilk gecemizi de bitirmiş ve artık sona yaklaşmış oluyorduk. Hostele geldik ve uyuduk, ertesi güne uyanmak için.


Ertesi gün için bi planımız yoktu. Zira Belgrad'da görülmesi gereken yerleri gördüğümüzü düşünüyorduk. Dediğim gibi, bir turist için illa görülmesi gereken yerler kısıtlı olduğu için şehrin tadını çıkarmaktan başka yapacak bir şeyimiz yoktu. Biz de normal yaşantılarımızda ne yapıyorduysak orada da aynını yaptık ve gezme, dolaşma, yemek yeme, fotoğraf çekme gibi eylemlerle günü bitirdik. Akşam ise yine Stress Cafe'de idik. Belgrad'da yaşasak muhtemelen orası sık sık ziyaret edeceğimiz uğrak mekanımız olurdu. Ama iki günlük bir kaçamaktan öteye gidemezdi orayla ilişkimiz. Son saatlerimizi de geçirip hostelimize dönüp, bir gün önce aynı yerde çektiğimiz pozların kopyasını bir kez daha çektik ve hostele döndük. Ve gitme vaktine ulaşmak üzere son uykularımızı uyuduk.

Sabah, daha önceden anlaştığımız üzere hostel sahibi Dusko'nun aracı ile havalimanına gidecektik. Ancak Ertuğrul, odada duvarda asılı son derece basit bir camın ardında duran bir Arap kızı resmini almak istedi. Hostel sahibinden o resmi onun için istememi rica etti. Para da verecekti. Dusko'ya durumu izah ettim, o da en az bizim kadar şaşırdı ve güldü. Önce internete "Arab girl" yazın, bulur ve daha kaliteli bir baskısını alabilirsiniz dedi. Ancak baktı ki ciddiyiz, o da aklını kullandı ve Ertuğrul'un 5 euroluk teklifini 10 euroya çıkartarak günün kazananı olmasını bildi. Gezi boyunca en çok gülüp, en çok eğlendiğimiz olayı ise son dakikada yaşamış olduk.

Havalimanına geldik. Dusko sempatik tavırlarıyla bizim kapanış resmimizi çekti. Ve iyi yolculuklar dilekleriyle bizi uğurladı. Bitmişti. Yaklaşık dokuz gün süren Balkan gezimizi noktalamıştık artık ve dönme vakti gelmişti. Kazasız, sorunsuz bir şekilde yine Pegasus'la bir buçuk saat süren bir yolculuğun ardından başladığımız yere, Sabiha Gökçen'e vardık ve dokuz gün önce bıraktığımız hayatlarımıza kaldığımız yerden devam ettik.

Yeni gezilerde buluşma dilekleri ve duaları ile...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Cittaslow (Yavaş Şehirler)

Her şeyin "hızlı" yaşandığı, çabuk tüketildiği, büyük bir koşturmaca ve hengâme içerisinde; sürekli tüketerek, iletişimden yoksun,...