29 Nisan 2013 Pazartesi

Saraybosna 1

Yağışlı geçen bir Mostar sabahının ardından artık Bosna Hersek'in başkenti, adına şiirler, şarkılar yazılan Saraybosna'ya gitme vakti gelmişti. Yaklaşık 3 saat sürmesi beklenen yolculuğumuzu yapmak için yaptığımız yarım saatlik otogar yolculuğunun ardından, otobüsün kalkmasına 3 dakika kala otogara varmayı başardık. Yanlış hatırlamıyorsam bilete 10-12 euro civarı bir ücret ödedik, bagaj için de 50 cent ödedik. Zira bazı ülkelerde, şehirlerde bagaj için ekstradan cüzi bir ücret alabiliyorlar.

O zamana kadarki en kalabalık otobüstü hiç şüphe yok ki. Otobüsün tamamına yakını doluydu ve ikili iki grup halinde ayrı oturduk arkadaşlarla. Ben hep ayrıydım gerçi. Malum yol arkadaşlarım hep uyudukları için. Benim partnerim Aytaç'tı, yani grubun en sık ve en çok uyuyanı. Ama bu sefer kararlıydım, onu uyutmayacak, farklı sohbet konuları açıp onu ayakta tutacaktım. Bu amacı bir noktaya kadar gerçekleştirebildim.

Otobüs, Tecde dolmuşu gibi çalışıyordu. Her kırk metrede bir duruyor, yolcu indiriyor ve bindiriyordu. Sürekli yeni insanlar, yeni yüzler görmek yolculuğuma biraz olsun renk katıyordu. Beklendiği gibi 3 saate yakın süren yolculuğun ardından artık başkente gelmiştik.

"Dağ gibi sırtında hayatın yükü,
  Barıştan, sevgiden, dostluktan yoksun
  Siren seslerinde bir garip çığlık
  Saraybosna..."

demiş şair Saraybosna için. Ancak orada kaldığım kısa süre içerisinde Mostar'dan daha dik, daha sağlam durduğunu gözlemledim. Acılar çabuk unutulmuş, ya da bir yerlere gömülmüş, hayata dönmüşler. Doğrusu da bu değil mi zaten? İnsanlar gibi, toplumlar da acılarla yaşamamalı, bir yerlerde saklamalı, unutmamalı ama her an onunla yaşamaktansa geçip giden hayatı kaçırmamalı. Her neyse, konumuza dönelim: Saraybosna!

Gezimizin en az vakit ayıracağımız durağıydı Saraybosna. Bunu yapmaya mecburduk zira ancak bu şekilde planımızı uygulayabilecektik. Otobüs seferleri sınırlıydı zira. Burada tüm gezi boyunca belki de en güzel zamanlarımı geçirdiğimi söyleyebilirim. Şanslıydık. Kuzenim, Murat Abi, burada yaşıyordu ve bizi karşılamaya gelecekti. Kendisiyle daha önce yalnızca bir kez görüşebilme fırsatım olduğu için bizi nasıl karşılayacağı, neler yapacağımız bir soru işaretiydi. Ama bu kadar mükemmel ağırlayacağını tahmin dahi edememiştim. Dört kişiyi birden ağırlamak her yiğidin harcı değildi zira.

Eğer gittiğiniz yerde, oranın bir yerlisini tanıyorsanız, yahut orada yaşayan birine denk geldiyseniz bu büyük bir fırsattır. Zamanınızı ve paranızı en ekonomik şekilde harcamanıza büyük katkısı olur. Gereksiz zaman kaybetmez, gereksiz para harcamaz; doğru yerlerde gezer, doğru yerlerde karnınızı doyurursunuz. Murat Abi de 2005 yılında bu coğrafyaya adım atmış ve bir daha geri dönmemiş. Geri dönmemiş dediysem her iki ayda bir İstanbul'a, ailesinin yanına gidiyor ama Saraybosna'da yaşıyor. Oranın tanınmış esnaflarından birisi olduğunu onunla geçirdiğimiz birkaç saatte kolayca anladık. "Bakkal" adında bir bakkal ve "Zeyno" adında bir bayan tesettür giyim mağazası işletiyor, gıda toptancılığı yapıyor.

Murat Abi bizi otogardan aldı arabasıyla ve bize göre lüks bir motele götürdü. Odamız ayarlanmış, parası ödenmişti bile. Söz hakkı bırakmadı bize. Odamıza yerleştikten sonra Boşnak böreği yemek üzere bizi şahane bir börekçiye götürdü. Orada et ucuz olduğundan, oldukça bol malzemeli böreklerimizi ve ayranımsı, ama çok daha katısı olan içeceğimizi büyük bir şevkle ve açlık hissiyle yedik. Her şey şahaneydi!





Ama bununla bitmedi. Sıradaki durağımız Osmanlı döneminden kalma bir Han'dı. 1551 yılında, yani "Muhteşem Süleyman" döneminde yaptırılan bu han, Saraybosna'nın en popüler mekanlarından. İçerisinde birkaç tane kahve dükkanı barındıran mekan oldukça şirin ve huzurlu. Türk kahvesinden devşirilmiş Boşnak kahvelerimizi sipariş verdikten sonra artık geriye onların, sohbetin ve ortamın tadını çıkarmak kaldı haliyle. Kahvelerin sunumu da, lezzeti de oldukça iyiydi.








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Cittaslow (Yavaş Şehirler)

Her şeyin "hızlı" yaşandığı, çabuk tüketildiği, büyük bir koşturmaca ve hengâme içerisinde; sürekli tüketerek, iletişimden yoksun,...