4 Nisan 2013 Perşembe

Prizren 1

Üsküp-Prizren otobüsü de selefi gibi boş, bizimle birlikte üç-beş kişi daha var. Yine yaklaşık 3 saat süren konforsuz yolculuğumuzun ardından akşam üzeri Prizren'e varıyoruz. Rezervasyon yaptırdığımız hostelin kabaca adresi elimizde mevcut, ancak günün yorgunluğunun verdiği atalet hali bizi "taksiyle mi gitsek?" düşüncesine sevk etmeye başlamışken, yol kenarında tesadüf ettiğimiz bir tur şirketine soruyoruz nerededir bu hostel diye. Nitekim rezervasyon yaptırdığımız internet sitesinde Prizren'de mevcut olan tek hostel orasıydı, illa ki bir bilen olmalıydı.

Grubun en girişken üyesi olan Muhammed, tur şirketine giriyor ve çok iyi haberlerle dönüyor geri. İçeride biri kadın biri erkek olmak üzere 2 kişi var.  Adının Cemile olduğunu öğrendiğimiz ablamız bir süre sonra Muhammed'le beraber çıkıyor ve yanımıza geliyor. Bir süre onunla da sohbet ediyoruz. Dedim ya, buralarda hoşbeş edeceğiniz birileri illa ki karşınıza çıkıyor.

Daha öncekiler gibi burada da şans meleklerimiz sağ omuzlarımızdaki yerlerini çok önceden beri alıyorlar. Hep mi iyi insanlarla karşılaşılır?!

Cemile ablayla da o Balkan Türklerine has sohbetimizi yapıyor, gerekli tavsiyeleri ve uyarıları alıyoruz. Derken, içerideki "tonton amca" imajına çok yakın kişi geliyor yanımıza dükkanı kapatıp. Adı Simon Veselj, Katolik bir Arnavut. Dilimizi de bilmiyor, İngilizce de. Ama insanlığın diliyle gayet iyi anlaşıyoruz kendisiyle. Normalde patron o anladığımız kadarıyla, çalışanı Cemile ablayı arabasıyla her gün evine bıraktığı belli. Zira Cemile abla "ben yürüyerek giderim, sen çocukları bırak" diyor. Hala gülümseyerek hatırlarız o iki muhteşem insanı. Cemile ablanın resmi elimizde mevcut değil ama aşağıda Simon'u göreceksiniz.


 
Prizren City Hostel'e geliyoruz nihayet özel aracımızla. Hostel sahibi Galdim Jusufi'yi iyi tanıdığı belli olan Simon, zannediyorum "çocuklara iyi bak" mealinden bir şeyler söylüyor ona. Nitekim, fevkalade iyi de bakılıyoruz zaten. 4 kişilik özel bir odaya alıyor Galdim bizi ve kişi başı yine yaklaşık 20 lira civarı ödüyoruz. Kahvaltı da yine fiyata dahil tabi ki. Bu arada Galdim'in ismi üzerinden espri yapmadan da edemiyoruz.
 
Ertesi gün akşam 8.00 otobüsüyle Podgorica'ya gitmeyi planladığımız ve bu yolculuğun da yaklaşık 8 saat süreceğini bildiğimiz için işimizi garantiye almak adına Galdim'e planımızdan bahsediyoruz. Kendisi hem Podgorica'nın görmeye değer bir şehir olmadığını -ki bunu daha önce de duymuştum- ve sandığımız gibi akşam o saatte otobüs olmadığını; sabah 8'de ve 10'da otobüs olduğunu söylüyor. Ve tavsiyede bulunuyor: Kotor'a gidin! Neyse, bu konuya daha sonra döneceğim.
 
Odamıza çıkıp kısa bir istirahat sürecini geçirdikten sonra yine hostelden ayrılıp şehri hem gece gözüyle görmek hem de yemek yemek üzere yola koyuluyoruz. Kısa bir yürüyüşün ardından kendimizi Edi Restaurant'ta buluyoruz. Zannediyorum burası da bir Türk lokantası zira içeride genelde Türkçe konuşuluyor. Hepimiz de tavuk yemeği söylüyoruz. Ziyadesiyle lezzetli ve fiyatı da bir hayli uygun (3,5 euro) olan yemeklerimizi müthiş bir keyifle yiyip çaylarımızı içip mekandan ayrılıyoruz.







Bir saat kadar şehri keşfettikten sonra hostelimize dönüş yapıyoruz. Ertuğrul'un Antep'ten getirdiği fıstığımızı kola eşliğinde yemek suretiyle keyif yapıp geceyi bitirmeye hazırlanıyoruz. Ancak çözmemiz gereken bir sorunumuz var: Yarın ne yapacağız?
 
Yaptığımız görüşmeler neticesinde Galdim'in tavsiyesine uymaya ve -üzülerek de olsa- sabah 10.00 otobüsüyle Karadağ'ın kıyı şehirlerinden Kotor'a gitmeye karar veriyoruz. Ertuğrul ve Aytaç, Prizren'i yeteri kadar gördüklerini söylüyorlar.
 
Ancak ben ve Muhammed Prizren'e henüz doymadığımızdan ertesi sabah 6'da kalkmaya ve Prizren'i yeniden fethetmeye karar veriyoruz.
 
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Cittaslow (Yavaş Şehirler)

Her şeyin "hızlı" yaşandığı, çabuk tüketildiği, büyük bir koşturmaca ve hengâme içerisinde; sürekli tüketerek, iletişimden yoksun,...