5 Nisan 2013 Cuma

Prizren 2

Sabah 06.00 gibi uyandık ve derhal yola koyulduk. Zira yaklaşık 2.5 saatimiz ve buna karşılık tırmanacağımız bir kale, ziyaret edeceğimiz camiiler, kiliseler, tekkeler vardı. Dün geceye göre hava inanılmaz derecede soğumuş ve hafiften kar yağışı başlamıştı, gece de yağmur yağmıştı. Sabahın bu ilk saatlerinde yollar bomboş, sokaklar ıssızdı; hava yeni aydınlanmaya başlamıştı, şehir başıboştu.



Vakit kaybetmeden Prizren'in ünlü Sinan Paşa Camii'ni ziyaret etmek istedik, ancak ne hazindir ki camii kapalıydı. Avludaki ıslak hasır üzerinde sabah namazını kılıp, camiiyi göremeden çıktık. Camiinin hemen yanıbaşında bulunan -adını bilmediğim- kiliseyi ziyaret etmek istedik, ancak bir kez daha ıskalamıştık, kilise de kapalıydı. Gün hayal kırıklıklarıyla başlamışken, bu boşluğu bolca fotoğraf çekerek kapatmaya, mümkün olduğunca boş sokakların keyfini çıkarmaya çalışıyorduk. Özellikle Bistrica Nehri'nin üzerinde bulunan Taş Köprü gece olduğu kadar, gündüz de görülmeye değer, oldukça zarif bir görüntüye sahip.





Artık kaleye çıksak iyi olurdu, zira ne kadar sürede çıkacağımızı bilmiyorduk ve vaktimiz de bir hayli kısıtlıydı. Tabelaları takip ederek kaleye doğru yol almaya başladık. Yukarıdaki resimde Taş Köprü'yü ve hemen yukarıda da Kale'yi görmektesiniz. Ee artık hedefe doğru yürümeliydi, zira yol uzun görünüyordu.



Beklediğimizden kısa süren Kale yolculuğumuzu, güzergahın tadını çıkarıp bolca fotoğraf çekmek suretiyle 25 dakika civarı bir sürede tamamladık. Yukarı doğru her bir adım attığınızda manzara daha da güzelleşiyor, şehir kendisine daha çok aşık ediyordu. Prizren, gerçekten -özellikle ben ve Muhammed için- büyük iz bırakacaktı. Artık Kale'deydik. Nihayet Balkan gezimizin ilk kalesine çıkmış bulunduk. Aşağıdaki resimde önde Sinan Paşa Camii'ni, hemen yan tarafında ise Bistrica Köprüsü'nü görmektesiniz.







Prizren Kalesi yukarıda bizi kimsesiz, ıssız, sessiz, sakin; bir o kadar da ürkütücü bir şekilde bekliyordu. Hiçbir canlı yahut canlılık belirtisi yoktu. 2008 yılında restore edildiğini gördüğümüz Kale'nin restore edilmeden önceki halini merak etmedik değil! Kaledeki bakımsızlığı o an için önemseyecek lüksümüz yoktu ve tadını çıkarmalıydık. Nitekim, yukarıdaki Prizren manzarası fevkaladeydi ve bize sadece bakmak düşüyordu. Ha, bir de o anları ölümsüzleştirmek!



Yaklaşık yarım saat kadar Kale'nin zirvesinde vakit geçirdikten sonra artık dönüş yoluna gelmiştik, ki bu aynı zamanda artık Prizren'den de dönüş anlamına geliyordu. İçimiz buruktu, Prizren'in tadı damağımızda kalmıştı. Şartlar bizi Sinan Paşa Camii'nde bir cuma namazı kılmaktan mahrum bırakmıştı ne yazık ki. O tadı almayı ne çok istemiştik oysa!



Dönüş yolunda Muhammed'in isteği üzerine Halveti Tekkesi'ni de ziyaret edip o huzurlu havasını teneffüs ettikten sonra şehir merkezinde artık şiddetini git gide arttıran kar yağışı eşliğinde son resimlerimizi çekiyor, çektiriyorduk. Artık bitmişti, Prizren gezimiz beklediğimizden çok daha kısa sürse de o sabahki turumuz ikimizin ufak çapta da olsa bir tatmin yaşamamızı sağladı. O sabah biz de diğerleri gibi uyumayı seçseydik eminim içimizde bir ukte kalacaktı. Ama neyse ki, az da olsa Prizren'i fethedebilmiştik.



Hostele döndük, çantaları hazırlayıp kahvaltıya indik. Hostel sahibi Galdim elinden geldiğince güzel bir kahvaltı hazırlamaya çalıştı. Bizi birkaç saat idare edebilecek kahvaltılarımız yedik ve artık Kotor'a gitmek üzere yapacağımız 2 aktarmalı, 9 saatlik yolculuğumuz için otogara doğru yol aldık. Günün sürprizi ise Galdim'in o sabah az da olsa -ki, az da değildi- Türkçe bildiğini açıklaması oldu. Yanlış bir şeyler konuşmamış olduğumuzu ümit ederek hostelden ayrıldık. Artık yeni durağımız Kotor'du!




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Cittaslow (Yavaş Şehirler)

Her şeyin "hızlı" yaşandığı, çabuk tüketildiği, büyük bir koşturmaca ve hengâme içerisinde; sürekli tüketerek, iletişimden yoksun,...