19 Nisan 2013 Cuma

Dubrovnik 1

Kotor'da hostelimizden ayrıldıktan yaklaşık 15 dakika sonra otogara ulaştık. Yanlış hatırlamıyorsam 14 euroya aldığımız biletlerle yaptığımız 3 saatlik yolculuğumuzun güzergahı, o ana kadar yapmış olduğum bütün seyahatler içinde manzara açısından zannediyorum en güzeliydi. Yolculuğun neredeyse tamamı deniz kenarında geçiyor ve ilk bir saatlik kısım adeta bir çember çiziyorsunuz. Yol boyunca pencereden dışarı her baktığınızda şahane manzaralar size gülümsüyor ve yolculuğunuzu tadına doyulmaz bir hale getiriyor. Bir önceki yazımda bahsettiğim ve resimlerini paylaştığım o harikulade mimarideki binalar, Adriyatik'in eşsiz mavisiyle ve onun barındırdığı adacıklarla birleşince tadına doyumsuz bir 3 saat geçirmiş oluyorsunuz.

Otobüsümüz her zamanki gibi boştu, yolcu sayısı birkaçla ifade edilebilecek kadardı. Arka taraflarda kendimize yer ayırdık, böylelikle hazırladığımız erzakları rahatça yiyebilecektik. Nitekim öyle de yaptık ve Nutellalı ekmeklerimiz yine bize eşlik etti. Yarım saatlik bir karın doyurma merasimini yeni bitirmiştik ki yine grubun benim dışımda kalan üyeleri uyumaya başladı.

14.45 otobüsü bizi akşam 5.30 sularında Dubrovnik'e getirmişti. Dubrovnik, gezi planımızın ilk yapılmaya başlandığı zamanlarda aklımızda olan bir durak değildi. Sonradan, Aytaç'ın tavsiyesi üzerine ekledik, iyi ki de yaptık; zira Kotor ile Mostar arasında tam transfer merkezi konumundaydı ve görülen ülkeler listemize Hırvatistan'ı da katacaktı.

Otogardan "Old Town"a ancak taksi ile ulaşılabiliyordu. İngilizcesi düşündüğümüzden çok daha iyi olan bir taksicinin aracına binip 10 dakikadan kısa bir süre içerisinde şehrin giriş kapısına kadar 10 euroluk bir ücret karşılığında ulaştık.




Elimizde yarım yamalak bir adres vardı. Bir hayli karışık görünen ama en az Kotor'la yarışır derecede muhteşem bir mimariye sahip bir şehirdi bizi karşılayan. Güneş batmak, hava kararmak üzereydi; loş bir ışık huzmesi kaplamıştı şehri ve bu, şehre çok yakışmıştı. Vardığımız her yeni durak bir öncekinden daha çok etkiliyordu bizi. Dubrovnik'i görüp de etkilenmemek ne mümkündü!





Dubrovnik için de yaklaşık 24 saat ayırmıştık. Gidip kalacağımız yeri bulmalı, biraz dinlenmeli ve şehrin gece keşfini gerçekleştirmeli; ertesi günkü gündüz keşfini bedenlerimizi hazırlamalıydık. Uzun, çok uzun uğraşlar sonucunda kalacağımız apartman dairesini nihayet bulduk. Apartman dairesi diyorum, zira Dubrovnik'te böyle bir sistem var. Hostel kavramı çok yaygın değil, insanlar apartman dairelerini turist gruplarına kiralıyorlar, diğer yerlere göre de biraz pahalı. Kişi başı 15 euro ödedik. Neyse, dairemizi bulduk, kapı kapalıydı; ancak bir not vardı. Not benim içindi.



Nottaki talimat doğrultusunda üst kata, dairemize çıktık. Bir apartmanın çatı katında 4 yatak 1 oturma grubundan oluşan şirin bir daireydi. Yataklarımıza geçip kısa bir dinlenmenin ardından son 4 öğünde olduğu gibi yine Nutellalı ekmeklerimizle karnımız doyurduk. Bu sefer menümüzde muz da vardı. Artık Dubrovnik'in gece keşfine hazırdık, çıkabilirdik! 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Cittaslow (Yavaş Şehirler)

Her şeyin "hızlı" yaşandığı, çabuk tüketildiği, büyük bir koşturmaca ve hengâme içerisinde; sürekli tüketerek, iletişimden yoksun,...