24 Nisan 2013 Çarşamba

Dubrovnik 2

Şehri gördüğümüz kadarıyla en az Kotor kadar etkileyiciydi. Heyecanlıydık. Bir an önce hazırlanıp dışarı çıktık ancak dışarısı bir hayli soğuktu. Ama neyse ki biz şehre karşı yeterince sıcaktık. ağır adımlarla Dubrovnik'in havasını soluya soluya dolaştık. Etrafta bir yerlere koşuşturma durumu vardı, insanlar güzel giyinmiş ve bir yere gidiyorlarmış gibiydi. Derken biraz ileriden müzik sesleri gelmeye başladı. Güzel sesli biri erkek biri bayan iki vokalden oluşan, huzur verici bir müzik tarzları olan grubun açık hava konseri vardı. İnsanlar hem kafalarını dinliyorlar hem de eğleniyorlardı. Biz de onlara katıldık.



Konser alanında bir saat kadar kalıp eğlenmeye çalıştıktan sonra bir şeyler içebileceğimiz sıcak bir mekan arayışına girdik. O sırada aynı alanda bulunan 2 gençle tanıştık, Elazığlılardı. Onlarla bir süre hoşbeş edip ayrıldık. Gece sandığımızdan daha ıssızdı şehir merkezi. Yine insanlar, mekanları doldurmuştu ancak dışarıda yok denecek kadar az insan vardı. Bulduğumuz ilk mekana geçip bir süre oturduk, ancak bir süre sonra sıkılıp yan taraftaki bir başka mekana geçtik. Orada da bir saat kadar oturup kahvelerimizi içip "evimize" döndük. Düşündüğümüzden daha kısa bir gece olmuştu. Ertesi gün erken kalkacaktık ve gece geçirdiğimiz süreyi mümkün olduğunca kısaltmalıydık. Eve döndüğümüzde ısıtıcının hâlâ görevi suistimal ettiğini ve yapması gereken ısıtma eylemini yapmamakta olduğunu üzülerek ve donarak fark ettik. Herkes bulduğunu giydi ve yataklara mumyaları kıskandırırcasına sarıp sarmalanıp girildi.

Ertesi sabaha sağ salim çıktığımız için mutluyduk. Bunu kahvaltı yaparak kutladık ve derhal şehrin gündüz keşfine çıktık. Boşuna söylemiyorum bir şehri hem gece hem gündüz mutlaka görün diye. Gece göremediğiniz güzellikleri gündüz; gündüz göremediklerinizi gece görebiliyorsunuz. Ya da aynı güzelliği iki farklı boyutta görme zevkini yaşıyorsunuz. Nitekim Dubrovnik de hem gece hem gündüz görülmeyi, yaşanmayı mutlaka hak eden bir şehir. Kotor'daki mimari yapıya eşsiz demiştim ama bir eşini Dubrovnik'te göreceğimizi bilmeden söyledim onu, bağışlayın. Taştan yapılan tek renkteki binalar muhteşem bir görüntü vaat ediyor size. Amerikalı televizyon yapımcıları da zaten es geçmemiş bu şehri. Dünyanın en çok izlenen ve beğenilen dizilerinden "Game of Thrones" da bu şehirde çekiliyormuş sonradan Aytaç'tan öğrendiğime göre.





İki saat kadar grup olarak şehrin tadını çıkarıp her zamanki gibi bol bol resimler çekip, gülüp eğlendikten sonra ikiye ayrılma vakti gelmişti. Zira Aytaç'la Ertuğrul şehrin duvarlarına (Walls of Dubrovnik) çıkmak niyetindelerdi. Bizse Muhammed ile beraber o kadar para harcama lüksünü kendimizde bulamadık. Zira giriş ücreti 14 euro civarındaydı. Ve ayrıldık.

Artık iki kişiydik. İki saat sonrası için sözleşmiştik Aytaçlarla. O saate kadar iyi vakit geçirmeliydik. İlk olarak denize nazır bir bankta yarım saat kadar oturup manzaranın keyfini çıkarmak suretiyle dinlendik. Daha sonra deniz kenarında bir yeri mesken edinip o civarda birbirimizin resimlerini çekerek eğlendik. Güzel kareler ortaya çıkmadı değil.





Artık ayrılma vaktimiz yaklaşıyordu. Grubun diğer iki elemanı ile buluşmadan önce evimize gidip çantaları toparlayıp buluşma yerine öyle gitmeye karar verdik. İkişer tane çantayı yüklenip evden ayrıldık. Yolda gördüğüm dondurmacıdan limonlu dondurmamı aldım ve beklemeye başladık. Dondurma enfesti ve fiyatı da gayet uygundu (1.5 euro, devasa porsiyon).



Onlar da geldiğine göre artık gidebilirdik. Yine geldiğimiz gibi taksiyle otogara 10 euroya gittik. Saraybosna'ya gidecek olan otobüsümüzü beklemeye başladık. Ancak biz şimdilik o kadar gitmeyecektik. Sıradaki durağımız Mostar'dı!



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Cittaslow (Yavaş Şehirler)

Her şeyin "hızlı" yaşandığı, çabuk tüketildiği, büyük bir koşturmaca ve hengâme içerisinde; sürekli tüketerek, iletişimden yoksun,...