Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Cittaslow (Yavaş Şehirler)

Her şeyin "hızlı" yaşandığı, çabuk tüketildiği, büyük bir koşturmaca ve hengâme içerisinde; sürekli tüketerek, iletişimden yoksun, teknolojinin boyunduruğu altında, metropollerin boğucu ve yorucu atmosferinde, geleneksel/doğal yaşam biçimlerinden uzak bir dünyada yaşıyoruz.

İnsanlar arası ilişkilerde sevgi, saygı, hoşgörü, tevazu, anlayış, gibi kavramların yerini nefret, haset, tahammülsüzlük, kibir ve ötekileştirmenin aldığı, git gide yaşanmaz hale gelen bir dünya..

Sokakların egzoz dumanlarından geçilmediği, "gökleri delen" betonlaşmadan dolayı gökyüzünün bile görülmediği, meyve-sebze gibi en temel besin kaynaklarının dahi yapaylaştırılarak önümüze konduğu, her şeyin anlamını yitirdiği ve de yitirmeye devam ettiği bir dünya..
Ne var ki bütün bu olumsuzluklara dur demeyi felsefe edinen, doğal ve geleneksel yaşam biçimlerini destekleyen, dokunmatik ekranlar üzerinden iletişim kurmak yerine birbirlerinin yüzüne bakan insanlar, kendisine yetebilen ve bunu doğal yollarda…
En son yayınlar

Futbol İçin Savaşan Komşular: El Salvador & Honduras

1969 yılı, Dünya tarihinin en ilginç, en orijinal savaşlarından birine tanıklık etmiştir. Bu savaşın aktörleri Orta Amerika Kıtası’nın iki mütevazı ülkesi El Salvador ve Honduras iken sebebi ise “futbol”dur, evet futbol!
Gelin bu savaşla ilgili ayrıntılara girmeden evvel, o dönemlerde bu iki komşu ülkenin fiziksel ve demografik bazı özelliklerine ve birbirleriyle olan ilişkilerine, yani savaşın arka plânına kısaca göz atalım.
El Salvador ve Honduras
Orta Amerika’nın yüzölçümü bakımından en küçük ülkesi olup aynı zamanda nüfus yoğunluğu en fazla olan ülkesi El Salvador (km² başına 160 kişi) 1960’lı yılların sonlarına doğru yaklaşık üç buçuk milyonluk bir nüfusa sahipti ve topraklarının büyük bir kısmı toprak ağalarının elinde bulunuyordu. Bu da köylülerin –yani, nüfusun yaklaşık yarısının- toprakla bir şey yapamaması anlamına geliyordu.
Honduras ise komşusuna göre yaklaşık altı kat daha büyüktü ve nüfusu da neredeyse üçte bir oranında azdı. Bu durum El Salvadorluları komşuya göç etmeye z…

Bir Adadan Daha Fazlası: Malta

Gezmeye başladığım ilk günlerden itibaren hayallerimi süsleyen başlıca lokasyonlardan biriydi Malta benim için. Hem bir ada ülkesi olması, hem Avrupa’da bulunması ve böylelikle ulaşımın nispeten ucuz ve rahat olması, hem de Osmanlı tarihinde önemli bir yere sahip olması Malta’yı benim için özel kılan özelliklerden başlıcalarıydı. (Adının  Malatya’ya olan benzerliğini ise söylememe gerek yok heralde.)


Yazıma başlamadan önce Malta hakkında bazı olmazsa olmaz, birkaç nefeste okuyacağınız hap bilgiler vermek isterim:

-(Melita, Malatya'nın eski isimlerinden biridir.)

-Malta aslında 3 büyük 2 küçük adadan oluşan bir takımada. En büyük ada Malta Adası olduğundan ülkenin kendisi de bu ismi almış. Diğer büyük adalar ise Gozo ve Comino. 

-Dünyanın en küçük ülkelerinden biri olan Malta’nın nüfusu 500 bin bile değil. Bir şehirden diğerine yürüyerek geçmek mümkün. Çünkü onların şehir dediği yerleşim yerleri, normal bir ülkede bir ilçe büyüklüğünde bile değil. Tüm ülkeyi baştan başa giden otobüs ha…

Vuslat

"Elbet bir gün buluşacağız..." diye bitirmiştim İspanya'ya dair söyleyeceklerimi.
"Bu garip bir veda olacak, çünkü aslında hep içimdesin." diye fısıldamıştım dönüp yüzümü Granada'ya. Ve o da bana "Seneler sonra bana dönüşün bir mahşer gününe de rastlasa beni unutma" diye karşılık vermişti.
Unutmadım.
O gün virgül koyduğum anılarıma kısmetse Cuma günü itibariyle kaldığım yerden devam edeceğim. Bu sefer yalnız olmayacağım üstelik; yanımda iki dostumu da götüreceğim. Onlar da tanışacak Puerta del Sol ile, La Rambla ile, Parc Güell ile; onlar da kaybolacaklar Cordoba Camii'nin kolonları arasında ve onlar da seyredecek Alhambra'yı, Albaicin'in penceresinden...
Bu iki haftalık süre boyunca bir de "komşu ziyareti" yapacağız. Cebelitarık'ın diğer tarafına uğrayacağız dört gün için. Marrakech'te başlayacak olan komşu ziyaretimiz Casablanca ve Rabat ile devam edip yine Marrakech'te son bulacak, Endülüs'ün başkenti Sevilla&#…

Paris'te 1 Japon 2 Türk ve Ben

Polonya'ya geleli bir ay olmuştu ve biz bir saat mesafedeki Krakow'dan başka bir yere gitmemiştik. Sıkılmıştık haliyle. Okuldan da bizi zorlamıyorlardı. E o halde ilk gezi planımızı yapmamamız için hiçbir neden yoktu.

Derhal bilgisayar başına geçtim ve sağdan soldan edindiğim bilgiler ışığında küçük bir plan yaptım. Plana göre bulunduğumuz Katowice şehrinden yine Krakow'a otobüsle geçecek, ordan Ryanair firmasıyla Paris'e uçacak, Paris'ten Barcelona'ya, oradan da Brüksel'e geçip en nihayetinde yeniden Krakow'a ve ordan da Katowice'ye dönerek bu ilk gezi planımızı hayata geçirecektik.

Ryanair'den ilgili uçak biletleri yaklaşık 50-60 euro toplam maliyetle alındı ve nihayet seyahat günü geldi çattı. Ryanair'in taşıma kuralları gereği yanınıza bir kabin bagajından fazlasını alamıyorsunuz, alırsanız epey bir para ödemeniz gerekiyor. Biz de zaten kısa sürecek yolculuğumuz için sırt çantalarımızla çıkıyoruz yola ve ver elini Krakow diyoruz. Bir s…

İlk "Uluslararası" Gece

Yıl 2012. Aylardan Şubat. Daha önce bırakın yurt dışına çıkmayı, uçağa bile sadece bir kez binmiştim.

İkinci binişim Malatya-İstanbul uçuşu oluyor ve derken üçüncüsü ise İstanbul'dan Varşova'ya...
İlk kez bu kadar uzun süre (dört buçuk ay) ailemi göremeyeceğim bu yolculukla birlikte.

Zor bir vedalaşma sürecinin ardından Malatya'dan İstanbul'a geliyorum nihayet. Ve ertesi gün Varşova'ya gitmek üzere Atatürk Havalimanı'nda beni bekleyen, benimle beraber dört buçuk ay geçirecek, birçok anı biriktireceğimiz sevgili dostlarım Aysun ve Melek'in yanlarında alıyorum soluğu.
Valizlerin ağırlığını kontrol et, check-in yaptır, yurt dışı harç pulu al derken kendimizi bir anda Türk polislerinin yer aldığı gişelerde buluyoruz. Pasaport kontrolü yaptırıp da gişelerin öte tarafına geçtiğiniz an kendimizi ister istemez o ortamın havasına girmiş buluyoruz. Artık birer dış hatlar yolcusuyuz.

Üçümüz de bu deneyimi ilk kez yaşadığımızdan heyecanımız da biraz fazla oluyor hal…

En Doğru Karar

Krakow-Polonya, 25.2.12









Sadece dokuz kişinin girdiği bir sınav düşünün. Ve bu dokuz kişi içinden ilk altıya girmeniz gerektiğini.

Kulağa çok basitmiş gibi geliyor değil mi?

Evet, gerçekten de basitti.


*           *            *


Gidecektim gitmesine, ama nereye?

Gideceğim yer seçimi için çok fazla alternatifim yoktu ama mevcut alternatiflerden kendimce en iyisini seçecek ve Polonya'da karar kılacaktım.

Nereden bilebilirdim...

Hayatımda aldığım en anlamlı, en doğru karar olduğunu...


Devam edecek...

12.2.12